Yazmak ve okumak yapılacak en güzel eylemdir. Dost sohbetlerindeki bir çay muhabbetinin tadına varmak gibi.
Bir merhaba ile başlıyor her şey. Daha gözlerimizi açmadan attığımız çığlık, Dünyaya olan merhabamızdır. Minik beden daha ilk anda kendi çaresizliği ile merhaba der daha doğar doğmaz. Attığımız ilk adım, hayata olan merhabamızdır. Daha sonra ne kadar koşarsak koşalım o attığımız ilk adım kadar cesurca olamayacaktır. Kundakta beliren ilk gülüş kırıntısı mutluluğa olan merhabamızdır. Ondan sonra atılan hiçbir kahkaha o ilk gülüş kırıntısı kadar masum olamayacaktır. Şimdi kuracağımız en uzun cümleler bile dilimizin dönmeden söylediği o ilk (Anne,Baba,vs.) sözcükleri kadar şiddetli olamayacaktır.
Gazete sayfalarında birbirinden farklı yazılar birbirinden farklı hayatlarda tekrar canlanıyor. Bazen merak ettiğimiz bir konunun haberini verir. Merakları giderir. Bazen öğrenilmeyi istenmeyen üzücü olaylarla yüzleştirir. Bazen de bir dost muhabbetinin sıcaklığı ile günü ve içinde yaşadığımız anı paylaştığımız bir dost olur.
Bundan sonra bir çay muhabbetinde insanın iç dünyasının haykırışlarına, sevinçlerine, hüzünlerine eşlik edeceğiz. Yazılan her şey bir yaşanmışlığın kalıntısıdır. Ya da yaşanılmamışlığın özlemi.
Bu da bizim ilk merhabamız.
Ocağın kenarında duran çakmakla alevlendirdim ocağı. Beklerken birkaç şiir birkaç da şair geçti hatırımdan. Sahi şiirler çaysız yazılabilir mi? Boşuna değil şairlerin çaya hayranlığı. "Çay seven insan kötü olmaz" demişti adını şuan hatırlayamadığım şair. Ne güzel demiş.
Hatırlıyor musun ilk buluştuğumuzda ikimiz de heyecanla çay demiştik garsona. Çay denir zaten bir aşka başlarken ki ilk buluşmalarda. Garson çayı masaya koyduğunda yarıda kesilen bir muhabbetimiz olmamıştı; çünkü biz göz göze bakmaktan konuşmaya başlayamamıştık.
Şekersiz mi? diye başlamıştı muhabbet. Ellerimiz birbirini keşfetmeden önce çayla kucaklaşmış ısınmış ve icazet alarak buluşmuştu. Çaydan icazet alarak buluşan eller daha masumdur. Sıcak ve sevecen olur o zaman.
Çok şey unutulur ama ilk gün unutulmaz galiba. O ilk günün masumluğu olmalı her aşkta. Ocaktaki su kaynadı.
Sonra defalarca buluştuk, defalarca çay içtik. göz göze geldiğimiz her an bir çayın muhabbetini bölüşerek sarıldık birbirimize. Bu sarılış öyle bir hissediş fırtınası ki.
Sonra ne mi oldu?
Sonra ayrılıklar baş gösterdi. Gidip gelmemeler günlük yaşantı haline geldi.
Peki, o aşka ne oldu?
Sahi neredesin sen?
Çay hazır. Soğumasın.
Lale Müldür'ün dizeleri gibi;
“Sonra belki çay içeriz. Şansımız varsa yağmur da yağar. Damlalara huzur yüklemece oynarız. Benim damlam seninkini alnından öper. Güzel şeyler olur belki. Sen gel bence..”
Vesselam…