Güven, eminlik, sekine, samimiyet, çaba, bedel, özveri gibi kavram ve değerlerden beslenerek mayalanır ve şekil alır. Güven, başlı başına mesaj ve tebliğdir. Önümüzü açar, cesareti aşılar. Çabalara disiplin kazandırır. Temsili durumdaki şahsiyetlere karizma kazandırır.
Ekonomik hırs, ilke ve çerçevesi sağlıklı belirlenmemiş ticari ortaklıklar, sermaye çevreleriyle ilişkili olan mesleki alanlar, tamah duygusunu kamçılayıcı bedelsiz kazanımlar veya inisiyatifler, söylem ile amel arasındaki uçurumu derinleştiren ilişki biçimleri,ayağını yorganına göre uzatmama gibi durumlar güven sorunu ile ilgili temkinli olunması gereken unsur ve zeminlerdir.
“ Yaşadığı gibi inanmayı” gerekçelendirme kurnazlığı, zorlu, musibetli dönemlerde sosyal çevrenin beklentilerine cevap vermeme rahatlığı gibi durumlar, güven bunalımını oluşturan en temel sebeplerin başında gelir.
Fertlerin değer ve saygınlığının imkân ve yeteneklerle belirlenmesi, , grup psikolojisinin beslediği pragmatist eğilimler, vefa, özveri, dürüstlük, adalet duygusu gibi ilişkilerin harcını oluşturan temel kavram ve değerlerin pratikte karşılığını bulmaması gibi hayati düzeydeki sorunlar da sosyal yaşamda ciddi bir güven bunalımını tetikleyici saiklerdir.
Gerek ticari ve gerekse siyasi kolektif çabalarda ekonomik alan ve işleyişin tartışılır hale gelmesi de güven sorunu açısından güveni zehirleyici bir duruma dönüşebilir.
Toplum olarak güvene dayalı hikmetli bir sıla-i rahim geleneği oluşturmak, iletişim inceliklerini, mütevazı olmayı, umut aşılayan çabalarda yoğunlaşmayı önemseyebileceğimiz oranda güven bunalımını aşabilme imkânını yakalayabiliriz. Bunlara ilaveten ne çok iyi niyetlilik ne de her şeye çok kuşkucu yaklaşım, fertlere değil değerlere iman etmeyi esas alma gibi hassasiyetler de güven sorununda zemini rahatlatıcı durumlardır.
Toplumsal öbeklerin İstişareyi gerektirecek konularda samimi olarak bunu ihmal etmemesi, güven duygusunu besleyebileceği gibi aynı zamanda ilişkilerde saygınlığı uhuvveti ve cesareti kazandırır.
Gerek toplumsal ilişkilerde gerekse de bireysel ilişkilerde hataları görebilmek ve bu hataları değerlendirebilme hakkını her samimi insandan esirgememek güven için esastır.
Güven bunalımını oluşturan nedenler sorgulanırken bazı sınırları korumak da gerekir. Yani bir anlamda adaleti ve basireti esas alan bir sorgulama esas olmalıdır.
Güven bunalımı süreçlerinin oluşmaması için, sosyal ilişki ağlarımızda uyum ve dokuda esas olan, meslek, ortak ilgi alanları, zevkler, ortak anılar gibi duygusal yaklaşımlardan ziyade, hayır ve takvanın belirleyici kılınması esas olmalıdır.
Bir işleyişte tek taraflı güven, ilişkilerin “hatır üzere” yürümesine neden olur. İlişkilerin hatır üzere yürümesi ise, keyfiyet ve disiplini muhtevi bir usül ve davranış geleneğinin oluşmasına neden olabilecek bir tarzdan ziyade, kısmen yapay kısmen de süreç içerisinde geleneksel temalarla standartlaşan/ rutinleşen bir vaziyete dönüşür.
Salih amelleri üretme amaçlı toplumsal çabalarda güveni tesis etmek, kuşkusuz tasavvur dünyamızı dürüstçe pratiğe dökmekle mümkündür. Güven zemininin güçlenmesi için dürüstüğün toplumsal dokumuzda ete kemiğe bürünmesi gerekir. Bu yüzden Rabbimiz, müminlerin kendi iç ilişkilerinde, sosyal ilişkilerinde ve genel anlamdaki davranış forumlarında dosdoğru olmalarını emrettiği gibi, mümin olmayanlara karşı da dosdoğru olmalarını emretmiştir.
Tarihte birçok olayın akışını değiştiren, çok yakıcı olaylarda manevi bir hakem rolünde olan dürüstlüğün, her dönemde insanlığın onun varlığı ile yokluğuna bağlı olarak hayatına yön veren işlevsel bir yönü de vardır. Ortaya çıkan herhangi bir sorunda dürüstlükten uzaklaşmak sorunu daha da çetrefilleştirir.
Sakafi kabilesinden Abdullah b. Süfyan şöyle demiştir: “Peygamberimiz (s.a.v)’e: “Ey Allah’ın Resulü! İslamiyet hakkında bana bir öğüt veriniz ki sizden sonra artık kimseye bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın.” dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz : “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.” buyurdu.
Gerginleşen dünyamızda ve karmaşıklaşan ilişkilerimizde dürüstlük sermayemizi muhafaza etmek, gittikçe zorlaşan bir gerçekliğimizdir. Dürüstlük, bireysel ve toplumsal ilişkilerde güveni besleyen en vazgeçilmez değerdir. Dürüstlük gibi bir değerin işlevselliğini yitirmemesi için ayakların yorganlara göre uzatılması, yapılması gereken en mütevazı inceliktir.
Dürüstlüğün can çekişeceği en riskli alanlar, hırs ve menfaat damarlarımızın kabarmaya müsait olduğu alanlardır. Kimi zaman da toplumsal itibarımızı korumaya da feda edebiliyoruz dürüstlüğü.
Dürüstlüğün en fazla buharlaştığı süreç ve zeminler, zorba sistemlerin fıtrata aykırı despotik uygulamalarıdır. Dürüst insanın hem bedeni hem ruhu rahattır. Dürüst çalışma ilkesinin benimsendiği ve hayatın ilgili bütün alanlarında uygulandığı toplumlar, gelişmesini ve kalkınmasını gerektiği şekilde tamamlar ve böylece hem fertlerinin huzurlu, mutlu ve müreffeh bir hayata kavuşmalarını sağlar ve hem de diğer toplumlar arasında etkin ve saygın bir konuma ulaşır.
Hal diliyle dürüstlüğün ameli bir boyut kazanması, sahip olduğunuz kimliğe takılmadan muhataplarımız tarafından içselleştirecekleri bir değer olarak görülür. Bir anlamda muhataplarımız farklılığımızı anlayacak, akabinde de bu durum beslendiğimiz değer ve dinamiklerle onların tanışmasına vesile olacaktır.
Rabbimizin kendi kontrolündeki elçilere ısrarla ‘emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun’ uyarısının, iddia sahiplerinin kendi değerlerini temsilde ve bu temsiliyetin bir mesaja dönüşümünde ne kadar hayati olduğunu gösterir. Anadolu’da Ahi teşkilatlarında dürüst olmayan esnafın damına işaret konarak cezalandırılması hassasiyeti toplumsal ıslah ve disiplin için anlamlıdır. Özetle dürüstlük, insanın içindeki ayartıcı dürtülerine karşı bir zaferi olduğu şekilde algılanırsa kişide başarı duygusu uyandırır ve kişiyi mutlu eder. Dürüstlüğü öldürücü yanlış davranışların başında da riya ve dalkavukluktur.
Şefik SEVİM Tüm Yazıları