Menü

Batman Yön Gazetesi

Geri Dön

Mizgin Adıman:
DEPREM, NEFRET SÖYLEMİ VE ATILAN TWİTTER

19 Ocak 2021, 20:17

Sosyal medya erişimi kolay olan, aynı zamanda hızlı bir etkileşim aracıdır. Bundan dolayı sosyal medya üzerinden geliştirilen nefret söylemleri hızlı bir şekilde dolaşıma girmektedir. Meydana gelen doğal felaketler üzerinden, felakete maruz kalan insanlara karşı sosyal medyada geliştirilen nefret söylemlerinin önü kesilememektedir. Bu durum nefret söylemlerinin meşrulaşabileceği anlamına gelmez. Yer kabuğunun katmanlarının kırılması ve yer kabuğunun yer değiştirmesi sonucu meydana gelen ve etkilerinin büyümesi ile felakete dönüşebilen doğal bir olay olan depremin ırkçı söylemlere alet edilmesi ve bu söylemler üzerinden depremi yaşayan insanların hedef gösterilmesi hem toplumsal hem de bireyin psikolojisi açısından tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir.

 Depremin tanımı çerçevesine, depremle ilgili sosyal medyada yer alan söylemleri ele alacak olursak bu söylemlerin aslında bilinçsiz bir şekilde geliştiğini söyleyebiliriz. Medyanın hızlı yayılım etkisi nedeniyle bu bilinçsiz söylemlerin geniş kitlelere kısa bir sürede ulaşması toplumu ikiye bölmektedir. Toplumun ikiye bölünmüşlüğünden ve deprem gibi yıkıcı etkileri olan doğal bir olayda bile bir araya gelemeyen insanların hırsından faydalanmak isteyen üst güçlerin varlığı inkâr edilemez.

 Türkiye’de yıkıcı ve ağır sonuçlar doğuran birçok deprem olmuştur. Yakın bir geçmişte Van’da 2011 yılında meydana gelen depremlerde 644 kişinin yaşamını yitirmesi ve meydana gelen hasarın oluşturduğu yıkıcı durumun yanı sıra bölgede bulunan insanların etnik kökenine yönelik gelişen ırkçı söylemlerin etkisi belki de depremden daha ağır sonuçlar doğurmuştur.

 Van’da yaşanan depremin ardından oluşan nefret söylemlerinin bir benzerine, 2020 yıllının Ekim ayında İzmir’de meydana gelen depremde rastlandı. İzmir depreminin ardından sosyal medyada, depremi yaşayan insanların etnik kökenin yanı sıra yaşam biçimine ve dini inançlarına yönelik nefret söylemleri geliştirildi. Bu söylemler ülke gündeminde çok kısa sürede geniş yer aldı.

 İzmir depremi küçük çaplı bir deprem değildi. Merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçe olan deprem  6.8 büyüklüğündeydi. Meydana gelen deprem, merkez üssü olan ilçede tsunaminin yaşanmasına sebep olmuş. İlçede can kaybı yaşanmamış fakat büyük maddi hasarların meydana gelmesine sebep olmuştu. İzmir şehir merkezinde yıkılan binalar olmuş ve binaların enkazı altında kalan 117 vatandaş hayatı kaybetmişti. 

 Enkaz kaldırma çalışmalarının sürdüğü sırada, bazı twitter kullanıcılarının yaptığı paylaşımlar ırkçılığın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu gözler önüne serdi. Meydana gelen depremi İzmir’de yaşayan insanların yediği, içtiği ve giydiği elbiselere bağlayan bazı twitter kullanıcılarının yaptığı paylaşımlar medya araçları sayesinde dolaşıma girdi. Dile getirilen ırkçı ve nefret söylemleri çok kısa sürede büyük kitlelere ulaştı. Twitter üzerinden dolaşıma giren ve geniş kitlelere kısa sürede ulaşan ırkçı, nefret söylemlerinin bazıları şöyle: “Zina yuvası olan İzmir Allah tarafından uyarıldı” ,  “Zina arttıkça zelzeleler artar” , “ Allah zinanın başkentini uyarmak için salladı unutmayın Lut kavmine ne olduğunu…” , “izmirliler içkiye daha çok sahip çıkın Nihat Hatipoğluna daha fazla saldırın LGBT’yi daha fazla savunun Fransa’ya daha fazla sahip çıkın Allah bu sefer 6.8 değil 10. 8 şiddetinde deprem versin” , “ İzmir ege’de 6.8 deprem çok geçmiş olsun müslüman halkı. Ya rabbi! izmirliler gibi zinaya, nefsime değil, seccademe köle et beni… Amin!” vb. 

 Bu yorumlara bakıldığı zaman İzmirlilerin yaşam tarzına karşı gelişen nefret söylemi, özensiz bir yazı dili ile ortaya konulmuş, yaşanan doğal felaket sosyal medya aracılığıyla ırkçılığın ve nefret söyleminin malzemesi haline getirilmiştir.

 Deprem gibi doğal bir felaketin insanların yaşam tarzına ve etnik kökenine bağlanması ve bu yönde söylemlerin oluşturulması elbette tesadüf değildir. Bu tür söylemler ülkede yaşanan siyasi çekişmelerden bağımsız gelişmemektedir. Teun van Dijk, iktidar ve söylem arasında bir ilişki olduğunu kabul eder ve gelişen söylemlerin ideolojiden bağımsız olarak ele alınamayacağını belirtir. Van Dijk, söylemlerin, ideolojileri yeniden üreten temel aktörler olduğunu söyler.  Van dijk’in tespitleri çerçevesinde gelişen nefret söylemlerini ele aldığımız zaman, ülkede hakim olan dil söyleminin vatandaşlara etki ettiğini ve bu etkinin çok tehlikeli boyutlara ulaştığını yukarda verdiğimiz twit örneklerinden görebiliriz.

 Sosyal medya ağlarının etkileşimli olması nefret söyleminin çok daha hızlı yayılmasını sağlamaktadır. Herkesin kullanabildiği sosyal medya ağları kullanıcılarına geniş özgürlükler sunmakta ve yapılan paylaşımlar herhangi bir denetime tabi tutulmadığından ırkçı söylemler dile getirilmekte ve hızla yayılabilmektedir. Bu noktada oluşan nefretin yeni medya aracılığıyla geliştiği söylenemez, bu tür söylemler günlük hayatta var olan ayrımcılıktan ve ötekilere saygı duyulmamasından kaynaklanır  ve mevcut iktidar dili ile de desteklenir. Bu da toplumun bütünleşmesi gerektiği noktalarda bile ciddi ayırımlara düşmesine ve ikiye bölünmesine sebebiyet vermektedir.

 Peki, deprem gibi bir felaket yaşanırken insanların aklına felaketi yaşayanları eleştirmek nerden geliyor? Depremi yaşayan kesimleri acıları ile kucaklamak varken nasıl olurda yaşanan bir felaket insanların yaşam şekline bağlanır? Toplumu bu tür düşünceler ekseninde ikiye bölen asıl etken nedir? Bu soruların cevabına ulaşmak için doğru bir çerçeve oluşturulursa ve samimi çözümler geliştirilmeye çalışılırsa toplumu bu tür hastalıklı söylemlerden arındırmak belki mümkün bir hal alacaktır.  Fakat kanser hücreleri gibi kök salan bu söylem ve yaklaşımlardan arınmak zor görünüyor.

 Zor görünüyor dememin sebebi; her birey kendi varlığını ispatlamak için çaba sergiler ve kendi kültürünü,  inancını veya yaşam tarzını değerli görür. Kendi varlığını, ötekinin varlığından üstün gören kişiler toplumda hastalıklı söylemlerin yayılıma girmesine sebep olur. Bu hastalıklı söylemler Van ve İzmir depremi gibi büyük felaketlerle sonuçlanan doğal afetlerde bile yok olmayacak derecede tehlikelidir. Oluşan söylemler düşünce olarak ırkçılığa yatkın kişilerin oluşturduğu söylemlerdir. 

 Çoklu toplum yapısından, ötekilerden ve azınlık grubunda yer alan vatandaşları hoş karşılamayan insanlar tarih boyunca var olmuşlardır. Bu hoş karşılamama beraberinde aşırı ırkçı davranışların sergilenmesine ve nefret söylemlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Fakat deprem gibi doğal bir afeti insanların etnik kökenine ve yaşam biçimine bağlayarak ırkçı söylemler geliştirmek yaşadığımız yüzyılın yeni moda ırkçılığı olarak ifade edilebilir ancak. 

 Örneğin, İzmir’de meydana gelen deprem dolayısı ile annesini kaybeden 5 yaşındaki bir çocuk, İzmir depremi için yapılan ırkçı söylemleri anlayacak yaşa geldiğinde, nefret söylemlerini geliştiren kesimler ve kişiler için güzel şeyler düşünmemesi aslında gayet doğal karşılanmalıdır. Bu durum tıpkı kendisine şiddet uygulayan erkeği öldüren kadının meşru müdafaa hakkını kullanmasını anlamaya çalışmak gibidir. Yaşanan olaylar, gelişen söylemler toplumu birbirini tanımayan  insanlar yığınına dönüştürüyor. Meydana gelen olay her ne olursa olsun birbirine canavarca saldırabilen insanların varlığı, acıya duyulmayan saygı ve hoşgörüsüzlük insanları birbirine düşman haline getirdiğini söyleyebiliriz. Bundan dolayıdır ki nefret söylemlerinin yaratığı toplumu düze çıkarmak düşünüldüğünden daha zordur. 

  Özetle söylemek gerekirse İzmir depremine karşı gelişen nefret söylemlerinin Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelerden bağımsız olduğu söylenemez. Siyasilerin takındığı tavır, geliştirdiği söylemler ve medyada yer alma biçimleri, siyasileri destekleyen halkın düşünme ve yorumlama biçimlerini etkilemektedir. Yanlış siyasi tavırlar, toplumu doğal afetlerin yaşanması durumunda bile bir araya getirmekten uzaklaştırmaktadır. Nefret söylemlerinin yok edilmesi ve toplumun birleştirilmesinin zor olduğuna değinmiştik ama bu imkansız mı elbette değildir. Geniş kitlelere sesini duyurabilen siyasi kimliklerin birleştirici dil kullanması, toplumdaki her bireyi değerli gösterecek şekilde tavır takınması nefret ve ırkçı söylemlerin önünü bir nebze kesebilir. 

 

Mizgin Adıman Tüm Yazıları

© 2026 - Batman Yön Gazetesi

Normal Siteye Dön