Menü

Batman Yön Gazetesi

Geri Dön

Abdullah Basmacı:
Suskun Ses

26 Şubat 2021, 14:55

Yazının başlığını Peter A. Levine’nin “In an Unapoken Voice” kitabından alıntılayarak koydum. Yazar bu kitabında bedenin kayıt tuttuğu suskun seslerden bahseder. Biz bu kayıtlara anı diyoruz. Hani hatırlanınca gözlerimizin önünde canlanan fotoğraflarıyla birlikte sesi de kulağımızda işitilen var ya işte o.

Zihin gibi beden de kayıt tutar. Yaşayan geçmişimizin izini bu nedenle kendimizi dinlerken bedenimizde sürebiliriz. Bir tarihi okumak gibi… Hem “İnsan bir kitaptır okumasını bilene” sözü de belki temelini buralardan alıyordur, kim bilir?
Anılar suskun seslerdir. Hatırlanınca tekrar yaşanıyormuş gibi hem gürültüsüyle hem sesiyle zihnimizi, bedenimizi etkilediği halde dışarıdan bakan birinin çırpınmamızın yorumunu “delirmiş bu!” şeklinde yorumlaması şaşılacak şey olmasa gerek. Nietzsche’nin deyimiyle “Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlar.”
Yazar Levine “Suskun Ses” kitabından SIBAM Modelinden de (İngilizce “duyu, imge, davranış, duygu ve anlam” sözcüklerinin baş harflerinden oluşur) söz eder. SIBAM avamca bir tabir ile anıları canlandıran zincirin halkaları olarak tanımlanabilir. 
SIBAM Modeline göre insan etki-tepki ilişkisine duyu ile başlar. Duyu imgelerin oluşmasına olanak tanır. İmgeler ortaya çıkacak davranışı belirler. Davranışlar bizim içinde bulunduğumuz duygu halini gösterir. Bu duygu halleri ile bizim bedenimiz anlam üretir. Korku, heyecan, tiksinti, sevgi, özlem vb.
Sizlerin de burnuna olmadık zamanda bazen garip, tiksinti uyandıracak kokular geliyor mu? Veya ani bir aydınlanma, ışık saçacak, sizi hem keyiflendirebilecek hem de tam tersi rahatsız edecek bir ışık huzmesini algıladınız mı? Ya da sizler de önceden sevdiğinizle gittiğiniz güzel bir yere başka bir gün yalnızken gittiğinizde o geçmişin havada asılı kalmış zannettiğiniz diyaloglarını hatırlıyor musunuz? Küçükken bakkaldan aldığınız sakızın tadını o bakkal olmadığı için artık alamadığınızı düşündüğünüz oluyor mu? 
İnsanın kendi üzerine dönüp düşünmesi (reflexion) sadece hayret ile mi mümkün? Bir insan bedenini düşünürken, örneğin; kopmuş bir uzvunu düşünürken hayrete ihtiyaç duyar mı? Bedenin kaydettiği anıları izliyor veya dinliyor olmaz mı? Hatta belki de o kopan uzvun kayıt altına aldığı onca anıdan mahrum kalacaktır. Bedeni kendi üzerine düşünmeyi hayretle değil üzüntüyle yapıyor olamaz mı? Ne dersiniz? Kant veya Descartes bu konuda yanılıyor olabilirler mi?
Yaşayan canlı organizmalarda bu zincirin halkaları anılar vasıtası ile oluşturulur. Geçmişe gitmek zincirin halkaları üzerinde gezinmek gibidir. Her halka ayrı bir ses verir. Bu gezinti iç dünyamızda inanılmaz gürültülü olsa da dışarıdan duyulan sadece suskunluktur. Bu duruma beden dili de denilebilir. Evet bildiğimiz beden dili.
Bence asıl mesele ve felsefe, bedende yol almaktır. Ancak bu yolculukta hapsedildikleri yerden bu suskun sesleri duyabilir ve bir bütünlük algısına erişebiliriz. Yaşayan ve kayıt tutan bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz… Mutluluk, belki de bu yoldaki bilgelik sevgisi ve ardında gizlenen huzurdur ne dersiniz?
Düşünün…

 

Abdullah Basmacı Tüm Yazıları

© 2026 - Batman Yön Gazetesi

Normal Siteye Dön