Sabahattin Ali’nin neredeyse seksen yıl önce Büyük Hikaye başlığıyla gazetede yayınladığı yazı dizisinden bir araya getirdiği Kürk Mantolu Madonna adlı romanı yıllardır evdeki kitaplıkta olmasına rağmen bir türlü okuyamadım.
Açıkçası sosyal medyada çokça paylaşıldığı için ve etrafta çokça söz edildiği için beni soğuttu sanırım. Çünkü popüler olan pek ilgimi çekmiyor ilk anda.
Çevremdekilerin de çokça bahsetmesi üzerine okudum nihayet. Kitabın adı ve içeriği başlarda uyuşmazlık hissi verdiği için sıkıcı bile geldi diyebilirim.
Kitabın ilerleyen sürecinde evet artık bunun bir talihsiz aşk romanı olduğunun farkına varıyorsunuz.
Hem de imkansız bir aşk romanı gibi görünse de kitabın kahramanı Raif Efendi aslında birçok kez mutluluğun imkanlarını da yakalamıştır. Cesaretsizliği, özgüven eksikliği, içine kapanıklığı, melankolik ruh hali onun hayatını bambaşka bir yöne sevketmiş.
Kitapta bu cesaretsin ve kendi deyimiyle pısırıklığının sonunu merak ederek kitabı sonuna kadar okudum.
Pes doğrusu Raif Efendi!!
Kitabın muhteviyatı haricinde Sabahattin Ali’nin hayat hikayesini de çok merak edip okudum. Raif Efendi’den çok Sabahattin Ali’nin hazin sonu beni derinden üzmüştü. İlerleyen süreçte ona da biraz değineceğim.
Raif Efendi’nin serüveni aslında yazarın merak edip ilgilenmesi ve üzerine gitmesiyle meydana çıkmıştır. Yoksa kapalı bir kutu gibi kalacak ve kim bilir kara kaplı defteri kimlerin eline geçip heba olacaktı. Ama şimdi bir efsaneleşmiş bir aşk hikayesi olarak Kürk Mantolu Madonna’yla önümde ve kitaplığımda yer alıyor. Ve bu tamamıyla yazarın emeği ve başarısıdır.
Yazar, romanın kahramanı Raif Efendiyle işe başladığı bir şirkette tanışmış ve aynı odada çalışmış. Raif Efendi’nin içine kapanıklığı, aylarca aynı odada başını masadan kaldırmadan çalışıp etrafındakilere karşı çok ilgisiz olması, yazarın ilgisini çekmiş ve onda büyük bir merak uyandırmaya başlamış.
Ne şekilde sokulup ağzından laf alabilirim diye düşünürken yaptığı her teşebbüste de başarısız olmuş.
Ta ki Raif Efendi’nin uzun süre hastalanıp işe gelmemesinden dolayı, yapması gereken çevirmenlik dosyasını onun evine götürene kadar. Bu gidiş gelişler az da olsa onun hakkında bilgi edinmesini sağlamış.
Ailesi hakkında, oturmak zorunda kaldığı akrabaları ve geçim sıkıntısı dışında hiçbir şey öğrenememiştir.
İçindeki sıkıntılara ve uzun süren hastalıklarına hiç bir anlam verememektedir.
Yazarımız, Raif Efendi’nin uzun süren hastalıkları yüzünden aylarca evine dosya götürüp getirmesiyle ailenin neredeyse bir ferdi gibi olmuş; herkes tarafından benimsenmiştir. İkisinin de arasında çok samimi bağlar oluşmuştur artık.
Raif Efendi ailesi hakkında azda olsa onunla ara sıra dertleşmektedir.
Bu normalin dışında uzun süren hastalığın ölümcül olduğu herkes tarafından sezilmektedir artık. Evet Raif Efendi’nin sonu asıl romanın başlangıcı oluyor.
Yine dosyaları evine götürdüğü bir gün, çok güç de olsa, odada kimselerin olmadığı anda bürodaki çekmecesinde kara kaplı defteri ona getirmesini ve sobada yakmasını rica eder. Okumak için güç bela olsa da izin alır ve sonrasında yakacağına söz verir. Fakat yazar, defteri okuyup getirdiğinde Raif Efendi hakkın rahmetine kavuşmuştur ve içeri girmeden kapıdan geri döner.
Defterin içeriği hayatının dönüm noktası olan ve şimdiki yıkılmış hayatının sebebi Kürk Mantolu Madonna gibi görünse de aslında her iki hayatının da yıkılmış olmasının yegane sebebi Raif Efendi’nin ta kendisidir bana göre.
Ne geçmişteki sevgisine ve sevgilisine; ne de sonradan kurduğu ailesine adamakıllı sahip çıkmıştır. Kendi cesaretsizliği, içine kapanıklığı, öz güvensizliği her iki tarafında mutsuzluğuna ve yıkımına sebebiyet vermiştir.
Bu yazıma şimdilik burada geçici bir ara vererek devamını daha sonra siz kıymetli okuyuculara sunacağım ve yazımın ikinci bölümünde biraz da Raif Efendi’nin kara kaplı defterindeki sırlarına ve hikayesine değineceğim.
Sağlıkla kalın…