Bu yazımı sürgün kadınların hatırasına armağan ediyorum.
Yıllardır severek izlediğimiz Ezo Gelin'in sinema filmi ve severek içtiğimiz Ezo Gelin çorbasının hüzünlü bir hikayesi olduğunu biliyor muydunuz?
Ben de üç sene Gaziantep'te bulunmama rağmen ilk defa duyuyorum. Ufak bir araştırma sonunda bu hüzünlü hikayeyi net bir şekilde öğrendim.
Ben de hüzünlenerek, bilgilendirme amaçlı sizlerle paylaşmak istedim.
İzlediğimiz Türk filmleriyle yakından uzaktan alakası olmayan gerçek, hüzünlü bir Ezo Gelin hikayesi.
Gerçek bir hayat hikayesi ve gerçek bir yaşanmışlık. Bu hikayenin Gaziantep Oğuzeli'nin, Uruş köyünde geçtiğini geç de olsa öğrendim. Tabii ki şaşkınlık, bir o kadar da sevindirici oldu benim için.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Gaziantep'in hangi taşını kaldırsan altında hüzünlü bir hikayeye rastlamaman mümkün değil. Sadece hüzünlü değil, tabii ki sonu mutlulukla biten Türk filmi tadında hikayelerle de karşılaşmak mümkün.
Evet, gel gelelim Ezo Gelin'in yaşanmış gerçek hikayesine.
Zöhre, Gaziantep'in Oğuzeli Uruş köyünde doğar. Güzel anlamına gelen Ezo diye hitap edilir. Eşsiz güzelliğinden talipleri de çok olur Ezo'nun fakat töre gereği Hanifi ile berdel evlilik yapmıştır. Ezo Gelin ya da Ezo kız diye de anılır.
Ezo'nun ağabeyi eşinden ayrılınca, evlilikleri berdel olduğundan, töre gereği Ezo ve Hanifi de ayrılmıştır.
Bu ayrılık hikayesine karşı çok duygulandım. Bundan sonraki gelişmelerde de sizlerin de duygulanacağınızdan çok eminim.
Hanifi, yıllarca ardından ağıtlar yakmış, divane dolaşmıştır ama nafile. Ezo'yla nikahlarına son verilmiştir.
Aradan geçen altı sene sonra Ezo, Suriye'nin Cerablus köyüne teyzesinin oğluyla evlendirilir ve Suriye'ye gelin gider fakat Ezo'nun tek şartı vardı: Bir defaya mahsus köyüne gelmek. Anlatılanlara göre bu şart yerine getirilmemiştir.
Memleketi onu kendine doğru çeksin diye çeyizine bir avuç toprak koymuştur ama memleketine bir daha asla gelememiştir. Yokluktan ve fakirlikten asla şikayet etmez ama vatan hasreti onu yer bitirir.
Ezo, kırk yedi yaşında vereme yakalanır ve ölür. Geride güzelliği, toprağına olan özlemi ve yokluk günlerinde evdeki malzemelerden yaptığı, hepimizin severek içtiği Ezo Gelin çorbası kaldı.
Bu hikaye kesin olmamakla beraber 1909'da yaşanmış olarak bilinmektedir. Evet, bu çorbanın adı da hikayesi de Ezo Gelin'den gelir.
Vasiyeti üzerine kaçıp kaçıp gittiği Türkiye'yi uzaktan gören sınırdaki Boz köyünün en tepesine gömülür.
Türk yetkililer bu duruma kayıtsız kalmayarak 1999'da mezarını Türkiye'ye getirir.
Adına türküler yakıldı, hayatı filmlere konu oldu. Türkiye'den Suriye'ye gelin gitti, 1956 yılında hayatını kaybetti. 43 yıl sonra Türkiye'ye getirildi. Yaşadığı acıları, dillere destan güzelliği, çektiği vatan hasreti ve yaşam öyküsüyle adeta efsaneleşti.
Ezo Gelin'in kayıtlarda bir resmi ya da videosu yok diyor yetkililer. Ezo Gelin çorbası ve acılarla dolu bir yaşanmışlığı, dillerden dillere dolaşan türküleri var.
Gaziantepliler buna da kayıtsız kalmayarak Ezo Gelin'in artık göze de hitap etmesi, marka haline gelmesi için bundan sekiz yıl önce bir yarışma düzenler. Bir taşın üzerine oturmuş, elini yüzüne yaslayarak düşünen bir Ezo Gelin figürü birinci seçilir. Bu seçilen figür iki ay içerisinde heykele dönüştürülür.
Bu yarışmaya filmde oynayan oyuncular davet edilir ve Ezo Gelin çorbası dağıtılır. Gazianteplilere canı gönülden tebrik ediyorum, bu kültür mirasına da sahip çıkmışlardır.
Şu anda Gaziantep'te Ezo Gelin'in bir mezarı, mezarın yanında hikayesini anlatan bir anıt taşı, bir de heykeli ve yıllardır dillerden dillere dolaşan Arif Sağ'dan severek dinlediğimiz "Dağlar yüce dağlar, derdim nice dağlar, yol ver kurban olam, yarim neçe ağlar" türküsü var.
Evet, Türkiye'ye bu güzel kültür mirasını kazandıran ve bu değerli hikayeyi anlatan Gazianteplilere teşekkürler.
İki kapılı bir handa Zühre olarak doğan, Ezo olarak nam salan bir gelin gelip geçmiştir.
MEKİYE EKMEN
Mekiye EKMEN Tüm Yazıları