Lütfen bekleyin..
2003 müdahalesinden sonra bölgede değişen güç denkleminde yer edinmek amacıyla değişen bu politika ile birlikte 2005 yılında Türkiye’nin demokratikleşme konusunda attığı adımları iç ve dış politikada belli yansıma ve etki alanları olmuştur ki bunların başında da IKBY yönetimi ile gerçekleştirilen ilişkiler olmuştur. Kültürel ve coğrafi bir birlikteliğe sahip olan Kürtlere haklarının verilmesi ve anayasal konuda bazı hakları güvence altına alınması adına başlatılan demokratikleşme hareketinin en büyük kazanımlarından biri de IKBY ile ilişkilerin olumlu bir döngüye girmesine zemin hazırlaması olmuştur. Uzun yıllar güvenlik söylemli politikalar nedeniyle ihmal edilen ticari ve ekonomik ilişkiler açısından bir dönüm noktası olan bu açılım süreci neticesinde Türkiye ile IKBY arasında ticari ilişkiler hız kazanmıştır.
Çalışmamızda ayrıca 2003 müdahalesinin ortaya çıkarmış olduğu bu çatışmacı ortamın sebep olduğu kutuplaşmaya da değineceğiz. Irak’ın fiili olarak üç farklı bölgeye ayrılması, etnik ve dini ayrışmanın ortaya çıkması ile birlikte denkleme İran da bir aktör olarak yerini almış ve Irak giderek bölgesel etki oluşturan bir ülke konumuna yükselmiştir. Özellikle merkezi hükümetin enerji alanında Türkiye ve IKBY arasındaki yakınlaşamadan duyduğu rahatsızlık neticesinde İran’a yakınlaşması mezhepsel ayrışmanın geldiği noktayı göstermesi bakımından önemlidir. Petrol gelirlerinin paylaşılması noktasında ortaya çıkan bu sorunun aktörleri farklı güç odakları olarak ayrışması Irak’ın bütünlüğü açısından bir risk alanı doğurmuştur. IKBY’nin kendi bölgesindeki petrol alanları üzerinde tasarruf yetkisini kullanmak istemesi ve Türkiye üzerinden petrol ihraç etme yönündeki arzusu sonucu IKBY bölgesi Türkiye-İran-Bağdat arasındaki fay hattının derinleşmesine neden olmuştur. Bütün bunlara rağmen ülkelerin mezhepsel ayrışma yönünde dikkat çektikleri tehlikeli ortamdan kaçınmaya yönelik söylemler, düşüncelerin fiilli bir ortama dönüşmesini engellemiştir ve diplomatik temasların hızla yer edinmesine zemin hazırlamıştır. Neticede Türkiye ile IKBY arasında var olan güvenlik sorunun çözümü için iki aktör siyasi ve diplomatik kanalların kullanımı yönünü tercih etmiş ve sorunun çatışmacı ortamdan sıyrılarak uzlaşmacı ve ortak noktalara vurgu yapan bir zemine geçilmesine yardımcı olmuştur. Bu kapsamda Türkiye ve IKBY arasında inşaat, eğitim, sanayi, sağlık ve ticaret alanındaki ilişkiler hız kazanmış ve IKBY pazarı Türkiye açısından son derece önemli bir konuma yükselmiştir. Özellikle 2008 krizi ortamında komşularla ticari ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği savı güç kazanmış ve bu yöndeki adımlar hız kazanmıştır. Bugün IKBY’de birçok Türk şirketi faaliyet göstermekte ticaret hacmi hızla artan bir seyir izlemektedir.
Türkiye’nin dış ticaret hacmince IKBY bölgesi giderek artan bir etkiye sahip olmaya başlamış ve Türkiye’den bu bölgeye eğitim, sağlık, inşaat, enerji gibi alanlarda yatırımlar giderek hız kazanmaya başlamıştır. Irak, sahip olduğu coğrafi konumu itibariyle Türkiye’ye büyük önem vermekte ve Batı’ya açılmakta burayı bir geçiş güzergahı olarak görmektedir. Özellikle enerji arzının güvenli bir şekilde sağlanması ve Türkiye üzerinden inşa edilecek petrol boru hatlarıyla pazarlanması hayati bir önem taşımaktadır. 2008’den sonra Türkiye artık, Irak’la birçok alanda anlaşma imzalamış ve Irak pazarında büyük bir paya sahip olmaya başlamıştır. Bu çalışmamızda Irak ve Türkiye arasındaki ilişkiler, Türkiye’nin, IKBY’e karşı izlediği politikalar ve değişim sürecini ele alarak, iki ülke arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler üzerinde duracağız.
1. TARİHSEL ARKA PLAN
Irak’ın Geçmişten Günümüze Yolculuğu
Mezopotamya bölgesi olarak adlandırılan ve geçmişten günümüze kadar gelen süreçte Sümer, Akad, Babil ve Asurlular gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu coğrafyanın 7. Yüzyılda Müslümanlar tarafından ele geçirilmesiyle beraber Irak ismi ilk defa kullanılmaya başlanmıştır. Bu bölge Orta Asya ile Akdeniz arasında bir geçiş güzergâhı olması nedeniyle stratejik bir öneme sahiptir. Sahip olduğu bu stratejik öneminden dolayı birçok güç yüzyıllar boyunca bu bölgeyi ele geçirmek için mücadele vermiştir. Bölgenin stratejik önemi bölge üzerinden mücadelelere sahip olurken Irak, ayrıca sahip olduğu çok kültürlü ve farklı mezhepsel yapısından da dolayı, zaman zaman etnik ve mezhepsel savaşlara da sahne olmuştur. Hz. Ali ile Emeviler (Muaviye) arasında gerçekleşen Sıffin savaşının yaşanmasıyla günümüze kadar gelecek mezhepsel ve etnik çatışmaların yaşanacağı süreç başlamıştır. Emeviler döneminde en parlak dönemini yaşayan Bağdat, 1055 yılında Selçukluların yönetimi altına girmiş ve ardından da Moğol istilasına uğrayarak bölge adeta yakıp yıkılmış ve çok sayıda insan öldürülmüştür. Moğol istilaları Bağdat’ın bütün tarihsel birikimini ve sahip olduğu şehir yapısını yerle bir etmiştir. İki yüzyıl Moğol hâkimiyeti altında kalan Bağdat, bu dönemden sonra mezhepsel çatışmalar üzerinden savaşların yaşanmasına sebep olmuş ve birçok farklı güç tarafından yönetilmek istenmiştir. Savaşlarla süren bu tarihsel mücadeleden sonra Irak, 1534’te Osmanlı yönetimine girmiş ve 1918 yılına kadar sürecek bir Osmanlı hâkimiyetine sahne olmuştur. Irak, Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı süre zarfında en parlak dönemlerinden birini yaşamış ve Osmanlı’nın güç kaybetmeye başlamasıyla birlikte dünya sahnesine yeniden çıkarak, bir mücadele sahası haline gelmiştir. | Devamı Yarın