Lütfen bekleyin..
Batılı ülkelerin giderek mücadele ettiği bu bölgeler üzerinde Sovyetler alan dışı kalmak istemiyordu. Bu nedenle 1958 yılında gelindiğinde Sovyetlerin desteğini alan General Kasım, ülkede darbe yaparak kontrolü ele geçirmiştir. General Kasım monarşi rejimini yıkarak, yerine Irak Demokratik Halk Cumhuriyeti ilan etmiştir. 1958 darbesinden sonra Irak üzerinde Sovyet etkisi artmış ve Irak denkleminde artık Sovyetler de yer edinmeye başlamıştır. Türkiye’nin, büyük çekinceler yaşadığı Sovyetler artık, Irak’la iyi ilişkiler kuran bir ülke olmuştu. Bu gelişmeler karşısında Türkiye giderek yalnızlaştığı hissine kapılmış ve bu endişeler Türkiye’yi, Batı’ya yakınlaştırmıştır. Irak üzerinde Sovyet etkisi artarken, ABD ve İngiltere açısından da Türkiye ve İsrail’in önemi artmıştır. Irak’ta var olan petrol sahaları ve stratejik konumun bir yansıması olan bu mücadelenin Irak üzerinden sonraki yıllarda ortaya çıkmaya başlayacak yıkıcı etkileri olmuştur.
Mücadele alanı yalnız ülkelerin siyasi aktörleri ile sınırlı kalmamış ve petrol şirketlerine de yansımıştır. Uluslararası petrol şirketlerinin büyük önem verdiği Irak üzerinde kontrol sağlanması için bu şirketler, kendilerine yakın hükümetlerin başa geçmeleri için mücadele vermişlerdir. Büyük resme bakıldığında, mücadelenin ülke petrollerinin paylaşılmasına yönelik olduğu gerçeğini göstermektedir.
1963 yılında gelindiğinde, Irak yeniden darbe girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Baas Partisi mensubu subaylar tarafında ülkede yapılan darbeyle, General Kasım ve arkadaşları idam edilmiş ve darbe ile birlikte ülke, 2003 ABD müdahalesine kadar geçecek süreçte Baas Partisi ile yönetilmiştir. Arap milliyetçiliği ile desteklenen ve sosyalist bir parti olan Baas Partisinin yönetimini General Hasan El Bekir üstlenmiş yardımcılığına da Saddam Hüseyin getirilmiştir. Ülkeyi uzun bir dönem yönetecek olan Saddam, 1979’da Devlet Başkanı Ahmet El Bekir’i bir darbeyle devirerek yönetimi ele geçirmiştir.
Saddam Hüseyin, Irak’ın yönetiminde söz sahibi olacak ve ülkeyi Irak müdahalesine kadar götürecek döneme kadar Irak dış politikasında aktif bir rol oynamıştır. Yönetimde kaldığı 24 senelik süreçte, Irak’ın içte despot ve dışta da saldırgan bir politika izleyen Saddam’ın, dış politikada ki ilk icraatı İran’a savaş açmak olmuştur. İran, yaşadığı devrimle birlikte yönetim boşluğuna sürüklenmiş ve ülkeden iç karşıtlıklar meydana gelmiştir. Saddam, İran’ın bu durumunu fırsat bilerek, İran’a karşı savaş açmıştır.
İran ve Irak çekişmesi uzun bir geçmişe sahip ve Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Osmanlı-İran arasındaki sınır anlaşmazlığı bu mücadelenin temel kökleri olarak görülmektedir. 1979 İran’da Şah’ın devrilmesi ile beraber yerine geçen Ayetullah Humeyni, Irak’ın Baas’çı rejimini aşağılamış ve bu yapının bağnaz ve milliyetçi olmasından dolayı İslam anlayışına zarar verdiğini dile getirmiştir. Bu söylemler iki ülke arasında olan mücadelenin bir ürünü olarak kendisini göstermiş ve çekişmenin fiili bir sürece başlamasına zemin hazırlayan etkenler olmuştur. Saddam yönetimi 22 Eylül 1980’de, İran’a karşı havadan saldırı başlatmış ve bazı askeri tesislerini bombalamıştır. Ayrıca Saddam 17 Ekim 1980’de televizyonlar önünde Cezayir Anlaşmasını yırtarak bu anlaşmayı tanımadığını ifade etmiştir. Bu olaydan sonra Saddam, İran’a karşı geniş bir operasyon başlatmıştır. Burada Irak’ın sahip olduğu avantaj, İran’ın devrim sonrası çıkan kargaşa ve rehine krizinin yarattığı etki olmuştur. Saddam, bunları da göz önünde bulundurarak savaşın kendi lehine sonuçlanacağını ve kısa süreceğini hesap etmişti. Ancak istenilen sonuçlar olmamış ve İran büyük bir mücadele başlatarak direnmeye devam etmiştir.
Irak’ın körfez bölgesindeki dengeleri değiştirmesi, uluslararası alanda da yankı uyandırmış ve özellikle ABD, yapılan bu saldırıyı kınadığına dair bazı açıklamalar yapmıştır. 1982 yılında gelindiğine İran Hürremşehr bölgesinde büyük kazanımlar elde etmiş ve Irak güçleri, İran topraklarından çıkarılmaya başlanarak, savaşın Irak topraklarına da sıçramasına neden olmuştur. ABD’ye karşı sert tutumlar içince olan ve ABD karşıtlığını sürekli dile getiren Humeyni’nin, Irak’a karşı başarı elde etmesi ve dengelerin İran lehine dönüşmesiyle beraber ABD büyük bir çekince yaşamıştır. Başlangıçta Irak’ın saldırısını kınayan ABD, yaşanan gelişmelerle beraber açıkça Irak lehine hareket etmiştir. Başlangıçta ABD’nin savaşı kınayan açıklamaları İran lehine olarak algılanmasına neden olmuş ve Körfez Ülkeleri bu açıklamalardan hoşnut kalmamıştır. Ancak ABD’nin de Irak’tan yana tavır almasıyla birlikte ABD ve Körfez Ülkelerinin bu konudaki tutumları uyumlu hale gelmiştir. İran’ın savaşta giderek belirleyici bir güç olmasıyla beraber, ABD yönetimi daha önce Suudi Arabistan’la anlaşarak İran’a vermeyi planladığı bazı askeri silahları (AWACS Programı) vermekten vazgeçmiş ve bu silahları Suudi Arabistan’a satmak için anlaşma yapmıştır. Buna karşılıkta Suudi Arabistan da ABD’nin Acil Müdahale Birliklerine izin verecek ve gerekli kolaylıkları sağlayacaktır. Bu bakımdan 1984 savaşı İran açısından kritik bir önem taşımış ve bu olasılıklardan çıkardığı dersler sonraki dönemlerde İran’ın güvenlik politikalarını oluşturmada büyük yarar sağlamıştır. Dolayısıyla ABD’ye karşı sert bir tutuma sahip olan İran’a karşı savaş açılmış olması, ABD’nin bölgedeki çıkarlarıyla uyumlu bir hale gelmiştir. ABD bölgede, Amerika karşıtlığı yapan hiçbir düşünce ve gücün bölgede yönetimi kontrol etmesini istemediği gibi böyle bir yönetimin petrol bölgelerine sahip olmasını da istemiyordu. Bölgede petrolün sorunsuz bir şekilde Batı’ya aktarılması için ABD yönetimini destekleyen hükümetlerin yönetime gelmesi ve yine bu yönetimlerin Sovyet tehdidinden korunması büyük bir önem arz etmekteydi. Dolayısıyla ABD’nin Irak ve Suudi Arabistan’a verdiği desteği bu şekilde değerlendirmek gerekir ve verilen bu desteğin başka bir ülkeyi etkisiz hale getirmek için yapıldığını unutmamak gerekmektedir. | Devamı Yarın