Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (5)

16 Eylül 2014, 18:09 - Okunma: 2296

Hareket alanı giderek daralmaya başlayan Irak, içinden çıkılmaz bu duruma çözüm bulmak için savaşı uluslararası alana taşımıştır. Irak tüm dünyayı yakından ilgilendiren bir faktör olan petrol üzerinden destek bulma arayışına girmiştir. Bunun sağlanması amacıyla Irak, İran’ın sahip olduğu petrol tankerlerini vuracak, İran da misilleme yapmak isteyecek ancak, abluka altında olan Irak tankerlerini bulamayınca Kuveyt ve Suudi Arabistan tankerlerini vuracaktı.  Böylece Amerikan bayrağı altında hareket eden Kuveyt tankerlerine saldırıcı yapacak olan İran’a karşı, Irak, ABD’nin desteğini sağlamış olacaktı. Bu şekilde işleyen senaryo sonrasında ABD’nin, Irak’a olan desteğinin artacağı varsayılmıştı. 1988 yılına gelindiğinde Irak, 1982’den bu yana İran’ın ele geçirdiği bütün toprakları geri almayı başarmıştır. Bütün bu gelişmelerden ve savaşın onca zararına rağmen Humeyni, Saddam yönetimini devirmek istiyordu. Ancak sonunda bunun olmayacağını anlayınca İran, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını kabul etmiştir. BMGK 598 sayılı kararına göre savaş sona ermiş ve her iki ülkede savaş öncesi sınırlara geri dönmeyi kabul etmiştir. ABD’nin Irak’a verdiği destek ve uyguladığı ekonomik ve politik yatırımların daha sonraları İran’ın hafızasında derin tahribatlar meydana getirecek ve bundan sonraki dönem de dış politikasının oluşmasına ciddi bir yansıma yapacaktır.  Son bulan savaş iki ülke açısından da yıpratıcı bir etki yaratmış ve ülkenin altyapısı büyük oranda yerle bir olarak hem sosyal hem de ekonomik alanda büyük bir çöküntünün yaşanmasına neden olmuştur. 

İki ülke açısından da ciddi tahribatlar meydana getiren Irak-İran savaşı tam 8 yıl sürmüş ve savaşın maliyeti Irak ekonomisi için yıpratıcı olmuştur. Irak bu dönemde birçok ülkeden borç almış ve savaşın maliyetini bu şekilde finanse etmiştir. Savaş sonrasına gelindiğinde ise Irak için çözülmesi gereken en önemli sorun, bu borçların geri ödenmesi ve ülkenin yeniden yapılandırılması için kaynak temin edilmesidir. İran’la yapılan savaş boyunca Irak 100 milyar dolarlık silah alan Irak, ülkenin bütün döviz rezervlerini tüketmiş ve 40 milyar dolarlık bir dış borçlanma yoluna gitmişti. Ancak bütün bunlar Saddam’ın, bölgesel güç olma arzusunu ortadan kaldıramamış ve yeniden etkin bir güç olmak için mali desteğe olan ihtiyaç artmıştı.  İşte bu noktada Kuveyt ön plana çıkmaya başlamıştır. Saddam, Kuveyt topraklarında çıkan petrolleri kontrol altına almak ve buradan mali destek sağlamak amacıyla Kuveyt üzerinde hak iddia etmiş ve buranın Irak topraklarına ait olduğunu gündeme getirmiştir. Saddam öncelikli olarak, savaş boyunca kendi ülkesine ait petrolleri çıkartarak Kuveyt’in satış yaptığını ve buradan haksız bir kazanç sağladığını gündeme getirerek tazminat istemiştir ancak beklediği yanıtı alamayınca 2 Ağustos 1990 yılında çareyi Kuveyt’e saldırmakta bulmuştur. 8 Ağustos 1990 tarihinde Saddam yaptığı bir açıklama ile Kuveyt’i ilhak ettiğini bütün dünyaya duyurmuştur. Böylece tarihe I. Körfez Savaş’ı olarak geçen Kuveyt saldırısı, bölgede istikrarın yok olmasına ve ABD liderliğinde, Irak karşıtı bir cephenin meydana gelmesine neden olmuştur. 

Saddam’ın Kuveyt’e yönelik saldırısı ve açıklamaları, uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırmıştır. Özellikle ABD, Saddam’ın bu saldırısından ciddi endişeler duymuştur. İran-Irak savaşında açıkça Irak’tan yana tavır alan ABD, şimdi körfez dengesinin kendi aleyhine sonuçlanmasına karşı harekete geçmiştir. Saddam’ın bölgede giderek saldırgan bir politika izlemesi ve Körfez Ülkelerini kontrol altına alarak bölge petrollerini tek elde toplama arzusu, petrolün arzı açısından ciddi bir endişe doğurmuştur. İşte böyle bir ihtimalin önlemesi için uluslararası toplum harekete geçmiş gerek körfez ülkeleri gerekse de ABD, BM ve Türkiye, Irak’a karşı harekete geçmiştir. 

Irak’a yaptırım ve ambargo uygulanması için toplanan BM, aldığı 661 sayılı kararla Irak’ın, Kuveyt’ten çekilmesini ve alınan ambargo kararlarına bütün ülkelerin uyması yönünde bir beyanatta bulunmuştur. Alınan bu kararlara Türkiye de destek vermiş ve Cumhurbaşkanı Özal, Türkiye-Irak petrol boru hatlarını kapattığına yönelik bir açıklama yapmıştır. Türkiye’nin, Irak’a karşı aldığı ilk ambargo kararı olması bakımından bu hamle çok önemlidir. Türkiye, Irak’ın uluslararası pazara açılması için önemli bir geçiş noktasıydı. Dolayısıyla böyle bir karar Irak’ın petrol ihracından elde ettiği gelirleri büyük ölçüde etkilemiş ayrıca üçüncü ülkelerin, Türkiye üzerinden Irak’la yaptığı ticaretin de son bulmasına neden olmuştur. Aslında Özal’ın böyle bir karar alarak Türkiye’nin aktif bir almasını istemesi, Musul ve Kerkük üzerinde yeniden kontrol sağlamak istemesinden kaynaklanmaktaydı. ABD ile ortak hareket etmek isteyen Özal, alacağı destekle Türkiye’nin bu bölgeyle tarihsel bağlarını güçlendirmek istiyordu. Özal, Irak’ta bir tür konfederasyon kurularak, eşit haklara sahip Arap, Kürt ve Türk bölgesinin kurulmasını; Kürt Bölgesi’nin Erbil ve Süleymaniye’den, Türk Bölgesi’nin ise Kerkük ve Musul’dan oluşmasını istiyordu.  5 Eylül 1990’da Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkenin sınır dışına asker göndermesi ve yabancı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de asker bulundurmasına yönelik tezkereyi onaylamıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin sonraki dönemlerde, aldığı yaptırım kararları, BM’nin 667 ve 670 sayılı kararları ile daha da genişliyordu.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3019 gün önce
3244 gün önce
3438 gün önce
3538 gün önce
3597 gün önce
3821 gün önce
3892 gün önce
3898 gün önce
3962 gün önce
4150 gün önce
4162 gün önce
4185 gün önce
4237 gün önce
4274 gün önce
4276 gün önce
4297 gün önce
4362 gün önce
4460 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=