Lütfen bekleyin..
Öncelikle tüm kardeşlerimi Allah’ın selamı ile selamlarım. Yeni yazmaya başlayacağım bu köşede Rabbimden bana; adil, dürüst, basiretli, merhametli, tutarlı, hak ile batılı ayırma noktasında hikmetli bir anlayış vermesini umuyorum.
Yazılarımızda genel itibariyle kendi ahvalimizden, yani ‘’insandan’’ ve davranışlarından, konuşacağımız için ilkyazımızın konusu ‘’İnsan Nedir?’’ sorusunun cevabını bulmaya dair olsun istedim. Şunu da belirtmem gerekir ki, kavramlara anlam verirken, zihinsel dünyamızda kavramlara dair bir anlam dünyası oluştururken temel ölçütümüz; bizi yaratan ve Rabbimizin bize göndererek nimetlendirdiği, vahiy ve peygamberinin sahih sünneti olacaktır. Temelde insan algımız hatalı olursa üstüne bina edeceğimiz tüm meselelerde hatalı olacaktır. Bu anlamda vahyin aydınlığı yolumuzu aydınlatacak, bize doğru insan profili çizmenin yollarını gösterecektir.
Daha fazla sözü uzatmadan konumuza dönelim…
İnsan kelimesinin türediği iki kökten bahsedebiliriz. Bunlardan ilki ‘’üns’’ tür. Üns; ünsiyet yakınlık demektir. Bu yakınlık bir anlamda insanın diğer insanlar ile yaşamasından ötürü onlarla olan yakınlığı anlamına gelirken, diğer taraftan da Allah’a olan yakınlığının ifadesidir.
İnsan kelimesinin ikinci anlamı ‘’nesy’’ yani ‘’unutmak’’ kelimesinden türediği söylenir. Bu da insanın unutkan bir varlık olduğunun göstergesidir.
‘’Beşer’’ ile ‘’İnsan’’ arasındaki fark nedir?
Beşer; doğadaki diğer varlıklar gibi insanın da yeme, içme, giyinme, çiftleşme gibi ihtiyaçlarına karşılık gelen bir terimdir.
Bunun yanında insan ise; ruh üflenen, bu ruhla beraber akıl, sorumluluk, irade sahibi bir varlık haline gelmesidir. İnsan bu anlamda, insan olma özelliğini iman etme ile kazanır. Çünkü insan sınırlıdır. Bağımlıdır. Bu nedenle hiç kimseye muhtaç olmayan, sınırlı olmayan Allah’a iman etmek zorundadır.
Her inancın bir insan tarifi vardır. İnsanın nasıl olması/nasıl davranması/kendine nasıl sınırlar çizmesi gerektiğine dair tarifleri vardır. Bizler, yani kendini Müslüman kabul eden insanlarında, kendi tarifini tabi ki Kur’an’dan ve Peygamberin örnekliğinden alacaktır. Böylece yaşadığımız hayat içinde Müslümanca yaşamanın formüllerini bulmak, bizler için daha kolay olacaktır.
İnsan, yalnız yemek, içmek, bedeni ihtiyaçlarını gidermek için yaratılmamıştır. Bunun için yaratılmış olsa insanın herhangi bir hayvandan farkı olmazdı. İnsan boş yere yaratılmamış ve başıboş da bırakılmamıştır. O, bir görevi yerine getirmek için yeryüzüne gönderilmiştir buda, insan olma sorumluluğudur. İnsan olma sorumluluğu, hem yaşadığımız hayatı tanıma ve hem de Yaratıcımız tarafından sunulan vahyi ölçüler rehberliğinde hayatı anlamlandırma sorumluluğudur.
İnsan, kendisi gibi herhangi bir yaratığa kul, köle olmak için değil; yaratanını tanımak ve O’na ibâdet etmek, dünyada Allah’ın hükmünü hâkim kılmak, buna karşı çıkan engelleyici güçleri (fitneyi) bertaraf etmek suretiyle halifelik görevini yürütmek için yaratılmıştır. Halife olmanın anlamı, en geniş anlamıyla, yeryüzü yönetiminden sorumlu olmaktır. O halde insan, kendi toplumuna huzur ve adâleti hâkim kılma görevinin yanı sıra, yeryüzünde yaşayan diğer canlıların hayatlarını devam ettirmelerinden, yeryüzündeki bitki örtüsünden, çevreden ve benzeri şeylerden de sorumludur. Bu görevi de, Allah'a ibadet görevinin çerçevesi içinde görülmelidir.
İnsan, Kur’an’da da belirtildiği üzere ilmi bir kapasiteye sahiptir. Rabbimiz ona kendi ilminden öğretmiş, Meleklerde buna dahil olmak üzere, hiçbir varlık ona öğretilen ilimde, üretkenlik yeteneğinde, eşyanın mahiyetini bilmekte ona erişmesi mümkün değildir.
İnsan, Allah’ı tanıma kabiliyetini fıtratında taşır. Bunun için küfür ve inkâr, insanın fıtratından/yaratılışından bir sapmadır.
İnsan, ahlaki vicdana sahiptir. İyiliği ve kötülüğü seçme kabiliyetine sahip iradeli bir canlıdır. Güzelliği ve kötülüğü seçmede serbest bırakılmıştır.
İnsan, özünde şeref yüceliğini taşır. Allah, onu diğer varlıklara nazaran daha üstün yaratmıştır. Fakat kendi üstünlük ve şerefinin farkına varamayıp vahiy ölçülerinin dışında bir yaşam tarzı belirlerse, aşağılığa ve esarete düşer.
İnsan, Allah’a karşı sorumlu tutulmuştur. Yalnız Allah’a ibadet eder, O’na kulluk edip emrine itaat eder.
İnsana yaratılış gayesi öğretilmiştir. Allah’ı unutursa, kendisini de unutmuş olacaktır. Allah’ı unutan insan, yeryüzünde şaşırmış bir varlık haline gelir.
İnsan, kendisini tanımazsa zalim ve cahil kalır. Bazen Allah’ın nimetlerini görmezlikten gelerek nankörlük yapar. Bazen kendini yeterli zanneder ve Allah’a ihtiyaç duymadığı anlayışıyla tuğyan eder (azar, taşkınlık yapar). İşlerinde çoğu zaman acelecidir.
İnsan, zorluklarla karşı karşıya gelince Allah’ı hatırlar. Zorluklar geçip gidince sanki hiç bir olay olmamış gibi Allah’ı unutur.
İnsan, eğer kötülük görürse inler, sızlanır, bağırır ve yardım ister. Eğer kendisine nimet verilirse cimrileşir.
İnsan zayıf yaratılmıştır; âcizdir…
Gelecek yazılarda görüşmek üzere… Selam ve Dua ile…..