Lütfen bekleyin..
2006 Ocak ayında ABD-Türkiye ilişkileri açısından önemli bir dönem olmuştur. Irak Özel temsilciliğine Oğuz Çelikkol’un atanması Türkiye’nin Irak’a verdiği önemin bir göstergesi olarak yorumlanmış ve bundan sonraki dönemde Dış Politikada Irak’ın önceliğine önem vereceği olarak algılanmıştır. Atama kararında Irak ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine vurgu yapılırken şu ifadeler kullanılmıştır:
“Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine ve Irak’ın yeniden yapılandırılması amacıyla yürütülen çalışmalara, ülkemizce yapılabilecek katkılarla ilgili her türlü faaliyetin eşgüdümünü sağlamak, bu çerçevede gerekli temasları yürütmek üzere, ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla, Çelikkol’un Özel Temsilciliğe atanması kararlaştırılmıştır”.
Çelikkol, çizdiği başarılı diplomat profili ile PKK’nin yurtdışı bağlantılarıyla mücadele konusunda çalışmalara başlayarak Irak ile ABD arasında mekik diplomasisini ön plana çıkarmıştır. 2006 yılı boyunca bu politikaların etkisi, dış politikada kendisini göstermiş ve PKK’nin bitirilmesi, Türkiye’nin adeta bir dış politika hedefi haline gelmiştir. 2006 Şubat ayında, Suriye’de sürgünde bulunan Hamas lideri Halid Meşal’ın Türkiye’yi ziyaret etmesinden rahatsızlık duyan İsrail ve ABD ile ilişkiler yeniden bozulma sürecine girmiştir. ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük müttefiki olan İsrail, bu durumu kendi güvenliği açısından tehlikeli bulmuştur. ABD’de, güçlü bir politika etkileyici güç olan İsrail, Türkiye aleyhinde söylemlerde bulunarak Türkiye ile ABD ilişkilerinde etkili bir rol oynamıştır.
Görüşme sonrasında İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, Abdullah Gül ile telefon görüşmesi yapmış ve bu görüşmede İsrail’in, terör örgütünü uluslararası toplumdan tecrit etme politikasının zarar gördüğünü ifade etmiştir. Gül ise Türkiye’nin bölgede barışın devamı için çaba gösteren bir ülke olduğunu iletmiştir.
İsrail’in eleştirilerinden sonra ABD’li yetkililer de bu görüşme ile ilgili olarak Ankara yönetimine rahatsızlıklarını dile getirmiştir. Bu durum ABD’nin PKK konusunda Türkiye ile ortak hareket etme politikasına zarar vermiş; ancak Türkiye bu hamle ile ABD’nin Ortadoğu’da izlediği politikalarında sadece kararları uygulayan bir ülke olmadığı mesajını vermiştir. ABD’nin Kürt politikalarına destek verdiği yönündeki yorumlar ve Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki PKK varlığı konusunda Türkiye ile yeterli ölçüde işbirliği yapmaması Türkiye’nin bu şekilde davranmasında etkili bir neden olmuştur. Türkiye ile ABD ilişkilerinin olumsuz bir atmosferde geçmesine sebep olan bir diğer konu ise “Kurtlar Vadisi Irak’ın” 3 Şubat’ta vizyona girmesiyle başlayan süreç olmuştur. Filmlerden Amerikan askerlerinin acımasızlığını ve Irak halkına hukuksuzca yaptığı saldırıların dile getirilmesi Türkiye-ABD ilişkilerine zarar vermiştir. Bu tür filmlerin insan düşünce yapısının şekillenmesindeki önemine vurgu yapan ABD yetkilileri, Türkiye’de ABD karşıtlığının hız kazanmasından endişe duyduklarını gündeme getirmişlerdir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise bu tür filmlerin Avrupa toplumunda sürekli olarak yapıldığını ve bunun ilişkilere zarar vermediğini ifade etmiştir. Tartışmalar sonrasında ABD’nin, Kuzey Irak’a gerçekleştirilecek askeri operasyona sıcak bakmadığını ve bu konuda Irak hükümetini işaret etmesi üzerinde Ankara harekete geçmiş ve Bağdat-Ankara diplomatik ilişkileri hız kazanmaya başlamıştır. Şubat ayında Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamit el-Beyati Türkiye’ye bir ziyarette bulunmuş ve terör örgütlerinin Irak topraklarını kullanmasına izin vermeyeceklerini ifade etmiştir. Yine aynı şekilde Türkiye’de yaptığı ziyarette konuyu değerlendiren Irak Başbakanı İbrahim El-Caferi de, benzer açıklamalarda bulunarak Irak topraklarında faaliyet gösteren silahlı unsurların sınır dışı edileceğini ve İnterpol tarafından aranan suçluların Türkiye’ye teslim edileceği sözünü vermiştir. Yapılan görüşmelerde Irak, her iki ülkenin de karşılıklı olarak birbirinin egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiği ve içişlere karışılmaması gerektiğine dikkat çekmişti. Buradan da anlaşılacağı üzere tıpkı ABD gibi Irak hükümeti de, Kuzey Irak’a olası bir askeri müdahaleye sıcak bakmıyordu. Türkiye’nin de buradaki birinci önceliği askeri operasyon olmamış, sadece Kuzey Irak’tan kaynaklanan silahlı faaliyetlerin sona ermesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Caferi’nin, Ankara ziyareti öncesinde basın toplantısı düzenleyen hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, askeri operasyon seçeneğinin sorulması üzerine bu tür ihtimallerin akıllara gelmemesi için çaba sarf ettiklerini söylemiştir.
ABD’nin Irak konusunda bu kadar isteksiz davranmasının nedeni, yukarıda da ifade edildiği gibi Türkiye’nin, Hamas liderini Ankara’da karşılaması ve Kurtlar Vadisi Irak filminin gösterime girmesinden kaynaklanmıştır. Oluşan bu gerginlik ortamının yumuşatılması amacıyla Washington-Ankara hattında da diplomatik girişimler ön plana çıkmış ve bu bağlamda Nisan ayında Başbakan Erdoğan’ın danışmanı olan Cüneyt Zapsu’yu, ABD’ye bir ziyaret gerçekleştirmesi için görevlendirmişti. Gerçekleştirdiği ABD ziyareti kapsamında, İsrail etkisinin yoğun olarak hissedildiği American Enterprise Institute (AEI) ile yapılan toplantıya katılan Zapsu, burada Hamas konusunda büyük eleştirilere maruz kalmıştır. Burada vurgu yapılan en önemli konu Hamas ve PKK arasında kurulan benzerlik olmuştur. Türkiye’nin PKK’den duyduğu rahatsızlıkla, İsrail’in Hamas’tan duyduğu rahatsızlık arasında benzerlik kurulmuştur. Zapsu ise bu benzerliğin yanlış olduğunu ve barış için gerekirse terör örgütleriyle de görüşülebileceğini söylemesi üzerine ABD’li yetkiler de “o halde ABD’nin PKK ile görüşmesini kabul edilebilir olarak görüyor musunuz” diyerek tepki göstermişlerdir.