Lütfen bekleyin..
2007 yılında Amerika Başkanı Bush’un ziyareti Türkiye ve Kürdistan ilişkilerinde önemli bir dönemeç yaşanmasına neden olmuştur. Türkiye yaptığı görüşmede Kürdistan Bölgesi konusunda kırmızıçizgilerini ABD’ye iletmiş, ancak ABD’nin ısrarıyla Türkiye ile Kürdistan arasında ittifak yapılmıştır. Bundan sonraki dönemin şekillenmesinde bu ittifak ön plana çıkacaktır. Özellikle ticari alandaki faaliyetlere ve işbirliğine önemli bir zemin hazırlayacaktır. PKK’nin gerçekleştirdiği Aktütün saldırısından sonra ilişkiler bambaşka bir boyuta taşınmıştır. Bu saldırıdan sonra Ankara, Barzani ile Kürdistan Bölgesi’nin merkezi yönetimden ayrılmasını meşrulaştıran açıklamalarda bulunmuş ve Barzani’nin Türkiye’den bazı talepleri olmuştur. Bunlar:
“Erbil’de temsilcilik ve diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye’nin bölgedeki ticari faaliyetlerini canlandırması, Kürt petrolünün Ceyhan üzerinden uluslararası piyasaya izin verilmesi şeklinde stratejik talepler iken; Ankara’nı talepleri ise: Kuzey Irak’la ortak istihbarat çalışması, Türkiye-Irak sınırındaki karakolların canlandırılması talepleri olmuştur.”
Bu gelişmeler 1 Mart kriziyle beraber ABD’nin Türkiye’yi saf dışı bırakması ile 2003-2007 yılları arasında artan PKK saldırılarının azalmasında kilit bir rol oynamış ve bölgeden izole olan Türkiye’nin yeniden etkili olmasına vesile olmuştur. Gelişen ilişkiler Kerkük ve Türkmen konusuna da yansımıştır. Türkiye, Kerkük söylemini giderek azaltarak gerginlik oluşturacak söylemlerden kaçınmıştır. Türkmen konusundaki bu değişim açıklanırken de Türkiye kamuoyuna şu söylemde bulunmuştur: “Irak meselesine Irak’ın Kuzeyinden, hatta tüm Irak üzerinden değil tüm Ortadoğu gözünden bakmalıyız”. Nihayetinde 2008 yılı iki taraf için de müdahale sonrası gerginleşen ilişkiler için bir dönüm noktası olmuştur.
Türkiye’nin Irak özel temsilcisi Murat Özçelik’in Ekim 2008’de Barzani ile bir araya gelmesiyle diplomatik süreç devam etmiştir. Barzani ile bir araya gelen Özçelik, Türkiye’nin güvenlik konusundaki taleplerini iletmiştir. Türkiye’nin, Kürdistan Bölgesinde yoğun bir diplomasi trafiğinin yaşandığı 2008 yılında PKK ile mücadelede iç politikada da bazı adımlar atılmıştır. Aslında bu adımlar daha önce Barzani ile yapılan görüşmelerde de dile getirilmiş ve ABD Savunma Bakanı Gates’in Türkiye ziyaretinde de gündeme gelmiştir. Kürt açılımı politikası ile Türkiye, PKK’ye içten verdiği desteği kırmak için çaba göstermiş ve Kürt hakları konusunda PKK’yi devre dışı bırakmak istemiştir. Bunun ilk adımı olarak 2006 yılında Türkiye’de Kürtçe yayın yapacak olan TRT 6’nın açılması olmuştur. İkinci adım ise PKK örgütü mensuplarının Türkiye’ye gelmesi konusunda atılan adımlar olmuştur. Türkiye’nin Kürdistan açılımının temelinde ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrasında yaşanabilecek bir Kürt-Arap çatışmasında Türkiye’nin Kürtlerle birlikte Doğu ve Güneydoğu’da bir ekonomik ve sosyal entegrasyon kurmak istemesi yatmaktadır. Ankara’dan Kürtlere yönelik sürekli olumlu mesajlar gelmiştir. ABD’nin çekilmesi yönünde yapılan açıklamalarla hız kazanan bu açılım ABD’nin çekilmesi sonrasında Türkiye-Kürdistan ilişkilerinin geliştirilmesi üç taraf için de iyi bir zeminin oluşmasına katkı sunulacağı düşünülmüştür. Değişen bu politika ile birlikte Kürtlerin dış düşman olarak görülmesinden vazgeçilmiş ve 2009’daki üçlü zirvenin Bağdat’ta yapılmasına Kürdistan yönetimi karşı çıkmamıştır. Bir yıl öncesinde bölgesel yönetim Irak-ABD-Türkiye’nin gerçekleştirdiği üçlü terör zirvesine şiddetle karşı çıkarken 2009’da bu toplantıların yapılmasına ses çıkarmamış ve PKK konusunda ortak hareket edeceğine dair sürekli olarak Türkiye’ye mesaj göndermiştir. Olumlu seyreden iyi ilişkilerle birlikte ekonomik alanda da adımlar atılmış ve Kerkük-Yumurtalık Petrol Hattı kapasitesinin arttırılması için girişimler başlatılmıştır.
2009 yılında Irak seçimlerine Türkiye seçimlerin güvenli bir ortamda gerçekleştirildiğini gözlemlemek amacıyla Kürdistan’a 15 gözlemci göndermiş ve durum sevinçle karşılanmıştır. Atılan bu hamle bazı çevrelerde Türkiye’nin, Kürdistan yönetimini tanıyacağına yönelik olarak algılanmıştır. Seçimlere Türkiye’nin gözlemci olarak katılmasını değerlendiren Kürdistan Demokrat Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizayi bir takım açıklamalarda bulunmuştur. Dizayi: “siyasi sınırların değişmesine gerek yok. Türkiye ile Irak tıpkı Almanya ve Fransa gibi sınırlarını koruyarak bütünleşebilir. AB üyesi, NATO müttefiki, demokratik bir Türkiye ile yakınlaşmayı biz de istiyoruz” diyerek iki ülke arsında entegrasyonun sağlanması gerektiğine vurgu yapmıştır.
Başbakan Erdoğan Ekim 2009’da Irak’a ziyaret gerçekleştirerek burada ekonomik ve siyasi bir takım temaslarda bulunmuştur. Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konsey Ortak Kabine Toplantısına katılarak Irak’la 48 anlaşma imzalamıştır. Irak dönüşünde açıklama yapan Erdoğan, Kürdistan Bölgesi’ne de benzer bir ziyaretin gerçekleşeceğini söylemiştir. Ayrıca yapılan açıklamada Erdoğan, Erbil’e konsolosluk açmayı hedeflediklerini belirterek bunun terörle mücadelede yeni bir sürecin başlamasına vesile olacağına vurgu yapmış ve dağdan inişlerin hızlandırılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade etmiştir. Yapılan bu açıklamalardan sonra Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik, Selahattin kentinde Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile bir araya gelmiş ve ardından bakanlar düzeyinde temaslar başlamıştır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay bölgeye bir dizi temaslarda bulunmak için ziyaret gerçekleştirmiş ve yapılan görüşmeler sonrasında Musul’da başkonsolosluk açılışında bulunmuşlardır. Açılış sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na, Musul Üniversitesi tarafından fahri profesörlük unvanı verilmiştir. Ekonomik ilişkilere dikkat çeken Çağlayan, Musul’un zengin rezervlere sahip olduğunu belirterek, yeniden inşa sürecinde Türkiye’nin önemli bir rol oynayacağını ifade etmiştir. Yoğun bir şekilde sürdürülen Türkiye ile Kürdistan arasındaki ilişkiler, ekonomik ve kültürel alanda etkisini büyük bir şekilde göstermiş ve bu ilişkiler uluslararası medya tarafından yakından takip edilmiştir. Türkiye, yeni bir aktör olarak gördüğü Kürdistan Bölgesi’ni aslında Bağdat-İran ilişkilerine bir alternatif olarak görmüştür.