Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (35)

29 Ekim 2014, 16:40 - Okunma: 3446

Türkiye’nin, IKBY ile geliştirdiği ilişkiler Bağdat yönetimi ile arasında gerginliklerin yaşanmasına neden olsa da bu gerginlikler Irak’ta bulunan yetki karmaşasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin bu yakınlaşmasına karşı Bağdat yönetimi de İran’la yakınlaşarak bu etkiyi dengeleme stratejisi izlemektedir. Bölgenin uzun yıllar yaşanan savaşlar, mezhep çatışmaları ve terör eylemleri nedeniyle yıpranması ve oluşan gergin ortam; ancak demokratikleşme çerçevesinde aşılabilir. IKBY ile ilişkiler geliştirilirken diğer ülkelerin ve siyasi aktörlerin de hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak, çatışmayı engelleyici bir strateji izlemek elde edilen kazanımların yeniden güvenlik risklerine kurban edilmemesi bakımından önem arz etmektedir. 

Türkiye’nin demokratikleşme alanında attığı adımlar gerek ülkede Kürt algısının değişmesine, gerekse de IKBY ile ilişkilere ivme kazandırmıştır. Türkiye’nin eğitim, sağlık, inşaat ve enerji alanında yaptığı yatırımlar bölgede karşılıklı işbirliğini geliştirmektedir. Türkiye’nin, IKBY yönetimiyle kurduğu diplomatik temaslar devam ederken, en büyük dönüşüm 2013’ün Kasım ayında Barzani’nin, Diyarbakır’a yaptığı ziyaret olmuştur. Bazı çevrelerce “Kürtlerin Rönesansı” olarak adlandırılan bu ziyaret, Türkiye’de, IKBY politikasının değişimini göstermesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Artan bu siyasi işbirliğinin en önemli ayağı şüphesiz Türkiye ile Irak Kürdistan’ı arasında imzalanan enerji anlaşmaları olmuştur. IKBY, Türkiye üzerinden petrolün uluslararası alana pazarlanması ve Türkiye’ye petrol satışı alanında yaptığı anlaşmalar Türkiye’nin gelecek vizyonunu etkileyecek ciddi bir adımdır. Artan bu ilişkiler bölgenin, Saddam döneminde yaşanan etkilerlerden kurtulması için bir fırsattır. 

2003 müdahalesinden sonra belki de, bölgede sevindirici olan tek şey Ortadoğu’da jeoekonomik politikaların giderek artan önemi olmuştur. Türkiye ile Irak arasındaki bu ilişkiler sadece ticaret ve dini alanda değil, aynı zamanda kültürel, tarihi, coğrafi olarak da Kürtler ve Türklerin birlikte hareket etmesi farklı birçok alanda olumlu sonuçlar doğuracaktır. Aklın, stratejinin, tarihin, coğrafyanın verileri bizi bu birlikteliğe zorlamaktadır. Bu nedenlerden dolayı Türkiye, sadece sınırlarımız içindeki vatandaşlarımız olan Kürtlerle değil, yurtdışındaki Kürtlerle de ilgilenmelidir. Ülke içindeki ve dışındaki Kürtlerin problemlerini çözmeli, onlara yardımcı olmalı, onları himaye etmeli ve kollamalıdır. Türkiye, Kürt kartını başkasının kendisine karşı kullandığı bir koz olmaktan kurtarmalı ve inisiyatifine almalıdır. Ama bunu siyaseten değil; vatandaşlarının, akrabalarının hukukunu koruma ve sahiplenme duygusuyla, samimane yapmalıdır. Türkiye, demokratikleşme adımları çerçevesinde geliştirdiği kucaklayıcı politika Irak’ta belli etnik ve dini gruplara karşı değil, Irak’ın bütün kesimlerine karşı kapsayıcı olmalıdır. Aksi takdirde ülkenin sahip olduğu etnik ve dini zenginlik ortamı çatışmacı ve kutuplaşmayı körükleyici bir etki yaratabilir.

Özellikle 16 Kasım 2013’de Diyarbakır’da ortaklaşa miting gerçekleştiren Barzani ve Erdoğan arasında yansıyan sıcak ve samimane mesajlar iki yönetim arasında ilişkilerin geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Gerçekleşen bu tarihi ziyarette Barzani’nin “yaşasın Kürt ve Türk kardeşliği” açıklaması, Türkiye’nin attığı demokratik adımların geldiği noktayı göstermektedir. Gerçekleşen bu görüşme aynı zamanda Türkiye-IKBY arasında gerçekleşen ticaretin büyüyeceğinin bir habercisi olabilir. 2012 yılında 10.7 milyar dolar olarak gerçekleşen Türkiye’nin IKBY’e olan ihracatı, bu görüşmeden sonra katlanarak artmaya ve gelişmeye zemin hazırlayabilecek bir potansiyele sahiptir. 2013 yılında olumlu bir havada geçen ikili ilişkilerin devam etmesi için oluşturulan işbirliği dili sürdürülmeli ve fikir ayrılıklarından ziyade ortak noktalara vurgu yapılarak çatışmacı ortamdan kaçınılmalıdır. Gerçekleştirilen ikili ziyaretler ile gerçekleşen ekonomik kazanımların devam etmesi açısından toplumsal ve kültürel etkinliklerin de yapılması ve bu konuda çalışan sivil toplumların da bu faaliyetlere destek vermesi kazanımların devam etmesi açısında son derece önemlidir. Özellikle IKBY’nin sahip olduğu enerji kaynaklarının dünyaya pazarlanması açısından Türkiye’nin geçiş güzergahında bulunması iki ülke arasında bir fırsat olarak görülmeli ve bu konuda çalışmaların arttırılması için yoğun temasların devam etmesi kritik bir öneme sahiptir. Ancak burada enerji alanında atılan ortak adımlar toplumsal konsensüs sağlanılarak yapılmalıdır. Merkezi hükümet ile IKBY arasında enerji gelirlerinin dağıtımı noktasında ortaya çıkan gerilimde Türkiye’nin çatışmacı ortamı dindirmesi ve ortak hareket etmesi, ilişkilerin olumlu bir seyirde devam etmesi açısında son derece önemlidir. Böyle bir durumda merkezi hükümetin İran’a yakınlaşarak kutuplaşmacı bir ortamın ortaya çıkmasının ortaya çıkaracağı sorunlar dikkatle takip edilmelidir. Aksi takdirde bu tür bir sorun zaten var olan mezhepsel ayrışmanın daha da derinleşmesine ve siyasi anlaşmazlıkların çıkmaza girmesine neden olacak ve neticede bölgede yeniden güvenlik temelli politikaların oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Sonuç olarak kültürel, tarihi, coğrafi ve komşuluk ilişkileri olarak tarihsel bir derinliğe sahip olan Türkiye-IKBY ilişkileri özellikle 2005 yılından bu yana giderek olumlu bir seyir kazanmış, ticari ve siyasi ilişkiler hız kazanmıştır. Özellikle Mayıs 2009 yılında Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olarak görevlendirilmesinden sonra, Türkiye ve IKBY arasındaki ilişkilerin temelinde olan güvenlik ve PKK eksenli dış politika yerini giderek ticari, ekonomik temelli bir dış politikaya bırakmıştır. Bu bağlamda karşılıklı bağımlılık ve güvenliğin sağlanması için ortak çıkar kavramına vurgu yapılan söylemler ön plana çıkmakta ve bölgesel sorunların ekonomik araçlarla çözülmesi amacıyla diplomatik araçlar değiştirilmiştir. Nitekim yıllarca Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanması amacıyla ortaya atılan güvenlik denklemli söylemler iki ülke içinde son derece yıpratıcı olmuş ve bu politikalar sorunu çözmekte çok uzak olup, aksine sorunu körükleyici bir hal almıştır. IKBY ile olan ilişkilerin uğradığı bu dönüşün neticesinde Türkiye’nin, IKBY yönelik ticari hacmi giderek artan bir eğilim göstermiş ve bunun Türkiye’nin genel ekonomik dengesinde olduğu gibi Güneydoğu bölgesine de olumlu etkileri olmuştur. Zira tarihsel geçmişin bize sunduğu önemli kazanımlardan biri ülkeler arasında barış tesis etmenin en uygun yolu o ülkeler arasında ticaretin geliştirilmesi olmuştur ki Türkiye ile IKBY arasında var olan mevcut senaryo da şu anda bizlere bunu net bir şekilde göstermektedir. Bu ticari birliktelik aynı zamanda güvenlik noktasında var olan toplumsal algının değişmesine de zemin hazırlamış ve sınır komşusu olan iki ülke arasındaki sınırların sadece coğrafi olarak var olduğunu; ancak kültürel ve ekonomik olarak bir engel olmadığını bizlere net bir şekilde ortaya koymuştur. | SON

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3019 gün önce
3244 gün önce
3438 gün önce
3538 gün önce
3597 gün önce
3821 gün önce
3892 gün önce
3899 gün önce
3962 gün önce
4150 gün önce
4162 gün önce
4185 gün önce
4237 gün önce
4274 gün önce
4276 gün önce
4297 gün önce
4362 gün önce
4460 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=