Lütfen bekleyin..
Bu sayımızda Batman’da sendikal eylemlerin başını çektiği, mütevazı, duyarlı ve vakur duruşuyla tanınan Petrol İş Sendikası Batman Şube Başkanı Mustafa Mesut Tekik’i ağırladık. Sorularımıza içtenlikle cevap veren Başkan Tekik’le; çocukluğunu, 12 Eylül Darbesindeki anılarını, ailesinin siyasi duruşunu ve Batman’ı konuştuk…
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1971 Batman merkez doğumluyum. Aslen Gercüş’ün Êsê Köyü’ndeniz. Dedem 80-90 yıl önce oradan Batman’a gelmiş ve Tilmerç Köyü’ne yerleşmiş. Ancak babamın memuriyetinden dolayı bizler Batman’da doğduk. 10 kardeşiz ve ailenin en büyüğüyüm.
Nasıl bir aile yapısından geliyorsunuz?
Babamızın politik bir kimliği vardı. 60’lardan kalma bir siyasi geçmişi vardı. KDP’ye sempati duyan, Molla Mustafa Barzaniye sempati duyan ve DDKD örgütünün kurucuları arasında yer alan bir siyasi kimliği vardı. O yüzden çocukluğumuzda babamızı pek göremedik. En azından 12 Eylül Darbesi öncesine kadar. Babama dair böyle beraber yemeğe gittiğimiz veya gezmeye gittiğimiz bir gün hatırlamıyorum. Ama 12 Eylül sabahını çok çok iyi hatırlıyorum. O zaman 9 yaşındaydım Raman Mahallesi’nde otururduk 80 darbesinin öncesinde. Tabi Batman o zaman da ideolojik bir kentti ve bunu hissediyorduk. Cengiz Topel İlköğretim Okulu’nda okuyordum. Gündüz gözüyle de pek çok olaya şahit oluyordum. 12 Eylül öncesi birçok çatışmaya ve cinayete çocuk gözlerimiz ile tanık olduk. Çocuk olmamıza rağmen yerelde problemlerin olduğunu hissediyorduk.
80 darbesini gören ve hatırlayan biri olarak o zaman ki süreci biraz anlatır mısınız?
İnsanlar bir gecede evlerini barklarını terk ettiler. 12 Eylül sabahını hiç unutmadım. 12 Eylül’den önce babamızın politik kimliğinden ötürü çok şey de yaşadık. Dediğim gibi 12 Eylül öncesi politik ambiyansla ilgili aklımda kalan bazı şeyler var. İnsanın biraz gençliğini ve yaşamının sonraki tüm evrelerini aslında çocukluk belirliyor. Şuan ki yurtseverler anlamında o dönemde eve gelen onlarca fraksiyon vardı. Tabi biz de 80-82’li yıllara kadar olan olayları gözlemliyorduk o çocuk aklımızla. Ama 12 Eylül gününü hiç unutmuyorum. O çocuk aklımla tabi ben 12 Eylül’ün ne olduğunu bilmiyorum. Bir sabah uyandık. Babam “aha şimdi naneyi yedik” anlamına gelen bir laf etti, hiç unutmuyorum. Ve bana bakkala kadar bir git dedi. Evimizin 100 metre ilerisinde hala var olan Aydağlar Markete git bir tane Cumhuriyet Gazetesi al bakalım ne var dedi. Tabi ben de çıktım her tarafı asker kuşatmış. Bizim Raman Mahallesi diğer Komando Caddesi falan asker dolu. Bir askerin lafını hiç unutmuyorum: “Ne geziyorsun dedi buralarda. Koş dedi, git eve delik deşik ederim koş” tabi ben de koşa koşa geri döndüm. Her tarafta kepenkler kapalı koşa koşa geri döndüm. 10 dakika geçmeden 4-5 askeri cemse (o zamanlar askeri araçlara cemse derlerdi) evin önünde durdu ve babamızı alıp götürdüler. Sanıyorum 50-60 gün sonra işkencelerden dolayı başka bir kılığa sokulmuş şekilde bırakıldı. Alınmasının nedeni de DDKD örgütü mensubu ve üyesi olmak, yöneticisi olmak suçlamaları ile alınmıştı. Tabi bunlar 2-3 yıl boyunca en az 6-7 defa ev baskınları şeklinde aralıklarla sürdü.
Çocuk halinizle olanları, siz nasıl yorumluyordunuz?
Mesela hiç unutmuyorum bir gece yarısı ev talan edildikten yani darmadağın edildikten sonra seslere uyandık. O zaman 9-10 yaşlarındaydım. Dedem ve dayımlarla altlı üstlü oturuyorduk. Baskın olduğu sırada dedemler de inmiş aşağıya. Babamı evin içinde tartakladıkları sırada sesler geliyordu. İşte hakaretler falan ediliyordu. Biz çocuklar yastıkları başımızın üzerine bastırıyorduk. O hakaretleri duymayalım işitmeyelim diye. Yarı uykulusun sesler geliyor sana; ama bir şey yapamıyorsun. Bir seferinde ev, kömürlük ve tandır falan aranmıştı. Zaten itiraz edemiyorsun, niye arıyorsunuz diye bile soramıyorsunuz. O zaman tokat gibi bir şey de yediğimi hatırlıyorum. Bu olay 12 Eylül darbesinden hemen sonraydı. Tabi bu durum kişide üniformaya karşı bir antipati geliştiriyor. Korkuyla karışık bir öcü gibi görme veya sonuçta orada devleti temsil eden kişilerin kötü olduğunu düşünme gibi bir psikoloji uyandırıyor insanda.
Babanızın durumu ne oldu?
Baba aylarca yok. İşte 50 gün Siirt’te orada burada. En son gene burada tutuklanıp rahmetli Emin Altun (Öldürülen Gazeteci Cengiz Altun’un babası) ile beraber askeri araçla Siirt’e götürülürlerken Beşir’i tarafında bir kaza yaptılar. Askeri araç takla attı. Orada babam sağlam kurtuldu o zaman. Kelepçeleri çözülmüştü. Orada yaralanan askerleri babamlar durdurdukları araçlara bindirip hastaneye götürdüler. Mesela ben o çocuk aklımla bekliyordum ki babamı bırakacaklar diye; ama yine bırakmadılar. Babam isteseydi kaçabilirdi de. O bende şöyle bir duygu yarattı; bu devlete güvenilmez. Yani babam ve arkadaşları, yaralanan askerleri kaçabileceklerken orada bırakmayıp işte durdurdukları arabalara bindirip onlarla birlikte hastaneye gitmişler; ama devlet onları suçlu görüp etmedik işkence bırakmadılar onlara.
Peki sonrasında…
O zamanlar işte ortaokul falan derken, Endüstri Meslek Lisesini bitirdim. O zamanlar dershane de yok. Üniversite sınavına hazırlanacağım kat sayı meselesi de var tabi. Koskoca Endüstri Meslek Lisesinde o zaman 600 kişiden sanıyorum; birinci sınavı sadece 15-20 kişi kazanmıştık. Birinci sınavı geçtim ve ikinci sınava hazırlanıyordum. O zaman Turgut Özal iktidardaydı ve onun çıkardığı sansür sürgün kararnameleri vardı. Babam da o ilk sürgün edilenlerin içindeydi 1990 yılında. Babam o zaman Kırşehir’e sürgün edilmişti. O zamanlar liseyi yeni bitirmiştim ve aynı zamanda çalışıyordum da. O zamanlarda Petrol-İş Sendikası’nın bir tüketim kooperatifi vardı PetKoop isminde. Aynı zamanda ben orada çalışıyordum. Bir aylığına orada işe girdim ve o günden bugüne burada 25. yılım bitti neredeyse. | Devamı Yarın