Lütfen bekleyin..
Yıllar önce gazeteci-yazar Ersin Çelik’le bir röportaj yaparken kendisine “yazmayı bırakmayı hiç düşündünüz mü” diye bir soru yöneltmiştim, kendisi de bana; “Evet, birçok defa düşündüm; ama nasıl ki İp İt’i bağlıyorsa Yazı da öyle beni bağlıyor ve kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum” cevabı vermişti. Birkaç aydır farklı nedenlerden dolayı yazmıyordum ve siz değerli okurlarımdan uzak kaldım; ama gerçekten de bir kez yazmaya başladı mı İnsan artık yazmayı bırakamıyor. Biz de kaldığımız yerden nice başarılı haberlere imza atmış olan kurucusu olduğumuz ve hep iftiharla adından söz ettiğimiz gazetemiz Yön’de bugün itibariyle hafta içi her gün röportajlar yaparak yolumuza devam etme kararı aldık.
Bugün itibariyle hafta içi her gün farklı bir isimle yapacağım röportajların konsepti hakkında siz değerli okurlarımızı kısaca bilgilendirmek gerekirse; röportajımız toplamda 21 sorudan oluşuyor, 20 soruyu konuğuma sorarken 21. Soruyu ise konuğum bana soruyor ve tüm konuklarıma birkaç arkadaşın fikirleriyle de hazırlamış olduğum sorular sabit kalıp değişmezken konuğum ise bana istediği soruyu sorabiliyor. Yine konuğum istediği soruya cevap vermeme hakkına sahipken, konuğumun bana sorduğu soruya ise cevap verme yükümlülüğüm var. Umut ediyorum ki yapacağım tüm röportajlar siz değerli Yön Gazetesi Okurlarına bir nebze de olsa katkı sağlar ve röportajlarımızdan feyiz almış olursunuz.
20 Sen 1 Ben konseptindeki röportajlarımın ilkini Üniversite yıllarımda İstanbul’da tanıştığım ve şimdilerde İstanbul’da yaşamını sürdüren değerli avukatlarımızdan Süleyman Kaya ile yaptık. Süleyman Bey’i her İstanbul’a gidişimde muhakkak sorar ve fırsatımız oluyorsa bir araya gelir memleket üzerine sohbet ederiz. Bu son gidişimde ise kendisine röportaj teklifimi sundum, sağolsun röportaj teklifimizi kabul etti ve yirmi sorumuzu da içtenlikle cevapladı. Sorduğum sorulara verdiği cevapları feyizle dinlerken, sizlerin de feyizle okumanızı umut ediyor ve sizleri röportajımızla baş başa bırakıyorum…

Kendinizi tanıtır mısınız?
Başlarken; Tüm Batman halkına saygı, sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.
1969 Gercüş / Batman doğumluyum. İlk - orta ve lise tahsilini Batman'da tamamladım. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde lisans ve aynı üniversite de maliye ve ekonomi dalında yüksek lisans yaptım.1995 yılında Diyarbakır'da, 1996 tarihinden bugüne kadar Batman Barosuna bağlı olarak avukatlık yapmaktayım. Batman Barosunda çeşitli görevlerde 10 yıl yöneticilik ve Batman Karşıyaka Spor'da uzun yıllar yöneticilik ve 3.lige yükseldiğimiz yıllarda da 2 yıl Başkanlık görevi yaptım.2012 yılından beri 2004 tarihinde başlatmış olduğum bazı ticari faaliyetlerim nedeniyle ağırlıklı olarak İstanbul'da yaşamaktayım. Hz. Mevlana; " Gözünü açıyorsun doğdu diyorlar. Gözünü kapatıyorsun öldü diyorlar. Bu göz kırpışa da ölüm diyorlar " sözüne atfen 46 yıllık yaşantımın kısa özeti bu.
Sizi tanımlayan duygu nedir?
Kişinin kendini tanımlamasını doğru bulmam. Aslolan önce Allah'ın, daha sonra, iş, sosyal ve ailevi hayatı birlikte paylaştığınız insanların sizi nasıl tanımladığıdır. Dilerim ki doğru taraflarımız Allah ve kul nezdinde ağır basmış olsun.
İnsan ilişkilerinde en çok sevdiğiniz ve sevmediğiniz yönünüz?
Sevdiğim ve sevmediğim yönüm aynı fiil ve reflekslerdir. Kişinin zikrini esas aldığımdan, prezentasyonlarla hayatta yer kapmak isteyenlere karşı, patavatsız ve incitici de olsa fikrimi ve eleştirilerimi beyan etmemdir. Sevmediğim yönümde her insan kadar ben de hayatta hatalar yapmış olmama rağmen, bu patavatsızca eleştiriler ve açıklık nedeniyle insanları üzmüş olmamdır. Bu vesileyle herkesten helallik diliyorum.
Kitap okumakla aranız nasıl, ortalama okuduğunuz kitap sayısı nedir, okuduğunuz bu kitaplardan en çok beğendiğiniz hangisi ve bu kitaptan almış olduğunuz bir mesajı bizimle paylaşır mısınız?
Doğrusu kaç kitap okuduğumu bilmiyorum. Ortalama her insan kadar ben de, mesleki kitaplar dışında, entelektüel ve dini donanım için kitaplar okudum. Bende en çok Bediüzzaman'ın eserleri etki bırakmıştır. Eserlerine, analizlerine ve de muhakemesine büyük bir hayranlığım var. Her bir kelimesi çok değerli olmakla beraber, kendime hayat felsefesi yaptığım ve insanlık için de dilediğim; "Biz muhabbet fedaileriyiz, bizim husumete vaktimiz yoktur " sözünü bir düstur olarak sizinle paylaşmak isterim. .
En sevdiğiniz şiir ve bir bölümü?
Seamus Heaney'in ' yapı iskelesi ' adlı şiirini seviyorum. Kısa olduğu için, anlam kayması olmaması adına hepsini paylaşmak isterim;
Duvarcılar bir yapıya başlarlarken,
İyice gözden geçirirler iskeleleri;
Fazla basılan yerlerdeki kalaslar kaymasın,
Merdivenler sağlam mı, çiviler iyi çakılmış mı?
Gene de hepsi sökülür bunların işleri bitince,
Sağlam, güven veren duvarlar çıkar ortaya.
İşte, sevgi kim, bazan bizim aramızdaki köprüler de,
Yıkılıyormuş gibi görünseler de,
Hiç aldırma sen. Varsın yıkılsın iskeleler,
Biz duvarımızı ördüğümüze güveniyorsak eğer.
Kürt Müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Murado'dan Ciwan'a, dengbejlerden folklorik müziğine kadar, Kürt müziğinin hayranıyım. Belki de Kürtlerin tüm alanlarda en mükemmel üretimlerinin, müzik ve folklor olduğunu düşünüyorum. Benim batıda ve Avrupa’da, Kürtlüğe dair prezantosyanlarımda müzik en önemli enstrümanımdır. Kürt müziği sayesinde birçok önyargıyı kaldırdığımı ve kaleler fethettiğimi söyleyebilirim.
Mesleğinizden memnun musunuz, tekrar bir meslek seçecek olursanız hangi mesleği seçersiniz?
Mesleğimden Türkiye'deki tüm hukuki çarpıklıklara rağmen memnunum. Binlerce kez bile meslek seçecek olsam, yine de aynı seçimi yapardım. Bu nedenle bu mesleği bana kısmet ettiği için Allah'a hamdolsun. Bu vesileyle, Babama minnetle rahmet diliyor, anneme ve abime şükranlarımı sunuyorum.

Zenginlik ve fakirlik kavramları size neyi çağrıştırır?
Allah'ın; "Biz Âdemoğlunu en şerefli yarattık" ayeti sırrınca, iki kavramda bana çok farklı duygular çağrıştırmıyor. İkisini de dünya misafirhanesinde bir imtihan sebebi olarak görüyorum. Tüm insanların yeryüzündeki tüm güzelliklere layık olduğunu, Allah’ın vermiş olduğu şerefi korumak ve diğer şerefli kılınmışlarında şerefini koruması gerektiğini ve bunlar için de dünyadaki misyonu için çok çalışıp, sonuçta ortaya çıkan Allah'ın takdirine saygı ve şükür etmesi gerektiğini düşünüyorum, Dolayısıyla zengin ve fakir kavramlarından öte, şeref kavramının bileşenlerine insanların sahip olma oranı benim için anlam ifade ediyor.
Elinizde sihirli bir değnek ve bu değneği üç kez kullanma hakkınız olsaydı; neler yapmak isterdiniz?
Benim rahmet ve adaletim, Allah'ın rahmet ve adaleti yanında kıymet ifade etmediğinden, Allah'ın hâkimiyet alanına dair takdir kullanma haddim olamaz. Ancak, insanlığın, öncelikle de bölgem, Türkiye ve Müslüman halklar arasında huzur, selamet barış ve muhabbet ile birlikte kalkınması için Allah'a daima dua ediyorum.
Batman sizin için ne ifade ediyor? Bize çocukluğunuzun Batman'ını anlatır mısınız?
Ortaklaşma, ekonomik çarpıklıklar, minimum imkânlarla maksimum yardımlaşma ve tatmin, mahalle ve komşuluk bilincine dair size çok güzel şeyler anlatabilirim. Ancak, bilinenin tekrarı olacağı ve uzun anlatımlar gerekeceğinden takdiri herkesin tasavvuruna bırakıyorum.
Kendi adıma, teknolojik imkânların çok kısıtlı olduğu çocukluk yıllarımı tüm bileşenleriyle, gençlik ve şu zamanki çocuk babalığı yıllarımı birlikte değerlendirdiğimde, çok şanslı olduğumu düşünüyorum.
Amiyane tabirlerle de çocukluğum; Top sahibinin kral olduğu, sevdaların çalıntı güllerle dokunulmaz addedildiği gizli toplumsal sözleşmeleri, maçların devre arasındaki su kapma yarışları, tarlalardan karpuz ve salatalık çalarak Batman Çayı piknik aktiviteleri, bazen izinli bazen kaçak olarak girilen TPAO havuz ve sinemaları, okulların en büyük sosyalleşme alanları oluşu, yer sofrasında tüm ailenin iletişimin olmadığı zamanlardaki dakikliği ve oluşturduğu orkestra, sarsılmaz ilişki ve değerler ve de mahalleden komşumla 16 yıldır sürdürdüğüm bir evlilik ve sevda...
Memleketim, dinim, kültürüm, dilim, sahip olduğum, kaybettiklerim, ailem, dostlarım... Kısaca sevabımla günahımla, kazançlarımla kaybettiklerim bana dair tüm bileşenleri ifade ediyor.
Batmanın sorunları var mı, varsa en önemli gördüğünüz sorunlar nelerdir?
İnsanoğlu var oldukça kendisinin ve yaşadığı coğrafyanın sorunu bitmez. Dolayısıyla Batman'ın sorunları da çoktur. Benim yaşadığım bu zaman diliminde gördüğüm en büyük sorun; ittifak ve ittihad (birlik olma) duygusunun ortadan kalkmaya başlaması ve toplumsal ayrışmadır.
Hayal ettiğiniz bir Batman var mı; varsa nasıl bir hayal?
Hayalim, dileğim ve duam, Batman'dan başlayan ve tüm Kürt, Türk ve Müslüman coğrafyasına yayılan, ittifak ve ittihad duygusunun hakim olmasıdır. Bu sağlam temel oldukça, diğer alt başlıklarda herkesçe istek ve hayata bakışlara göre sıralanabilecek sorunların rahatlıkla çözülebileceğini düşünüyorum.
Size göre “Kürt Sorunu” nedir?
Siyasi ve toplumda rol almak/çalmak-tan uzak cevaplamak istiyorum.
Futbolda olduğu gibi bu konuda da herkesin ve kesimin bir fikri var. Benim fikrim de hepsinin kesişiminden oluşuyor. Allah’ın doğuştan verdiği hakları yaşayamamış ya da yaşamasına engel olunmuş büyük bir halk sorunu olarak görüyorum. Allah’ın verdiği şerefin, tüm bileşenlerine sahip, uygulamaya layık ve muktedir Kürt halkının önünde duran tüm sebeplere, Kürt sorunu değil de, Kürtlere çıkarılmış sorun/lar olarak bakıyorum. Kısaca benim nezdimde Kürt Sorunu değil, Kürtlere yaşatılan sorun/lar daha doğru bir tanımlamadır. Diline, dinine, kültürüne ve medeniyetin beşiği olan coğrafyasına âşık olduğum, Selahaddin Eyyübi'leri bağrından çıkarmış bu onurlu halkın her güzelliğe layık ve bunları barış ve huzur içinde başarabilecek bir topluluk olarak görüyorum.
Tüm dünya halklarınının anlayacağı bir açmazla cevaplayayım; Annesi Türkçe bilmeyen, çocukları ise Kürtçe bilmeyen bir Kürdüm. Akedemik bir konu...
“Kürt Sorununun” çözümü için ne yapılmalıdır?
Avam bir tabirle, Sorun mekanizmaları gölge etmezse başka ihsan istemez, diyeceğim. Tabi ki şerefli bir yaşamın önündeki tüm engellerin kaldırılması, kitabi anlamda da; Evrensel insani ve hukuki tüm altyapıya kavuşabilmeleridir.
Benim subjektif anlamda gördüğüm reçete ise, milliyetten önce dinin değerlerinin korunması ve yaşanması, milliyetin ise dine hizmetkâr ve kale olmasıdır. Allah’ın dini kapsayıcı ve bütünleştiricidir. Milliyet ise çoğu zaman kişisel tatmin ve menfaatlerle sınırlı kalmaktadır.
Bu yorumum Müslüman olmayanları ötekileştirici bir motivasyon olarak algılanmasın. Bu kapsayıcılığı da Hz. Ali bizim adımıza özetlemiş;"Müslüman olanlarla dinde kardeşiz, olmayanlarla insanlık da"
Menfi anlamdaki ezberlerin unutulduğu kardeşliğin ve ittifakın hakim olduğu bir halk olabilmeyi diliyorum.
Aristo insan tanımında “insan politik bir hayvandır” derken Descartes “insan düşünen bir varlıktır” der. İbni Haldun ise; “insan geleneklerin ve alışkanlığın çocuğudur” der. Siz, İnsan tanımlaması yapacak olsanız İnsanı nasıl tanımlarsınız?
İnsan; Kâinatın küçültülmüş bir örneği, yaratılış ağacının bir semeresi ve şu âlemin bir çekirdeği, bütün kâinattan gayet hassas mizanlarla süzülmüş bir katredir, der Bediüzzaman...
Allah ise Kuran’da "Yaratılmışların en şereflisi derken" aynı zamanda başka bir ayette "Ben insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım " buyurur.
Allah'a iman etmiş biri olarak benim tanımlamam da bundan farklı olamaz. İnsan ehemmiyetsiz olsaydı, mahkukat onun için yaratılmazdı.
Günümüz Türkiye’sinde birey gerçekten “ben kendinim” diyebiliyor mu, örneğin hiç tereddütsüz kendiniz olabiliyor musunuz?
Açık söylemek gerekirse, birçok istisnai durumlar olmakla birlikte; Bildim bileli, insanlar kendini ait oldukları ırklar, yaşadıkları coğrafyalar, tabi oldukları veya edildikleri aile ve aşiretler, kendisi dışında oluşmuş ailevi sosyal statüler, mensubu veya sempatizanı oldukları partiler, kendisinin bizzat sahip olduğu ekonomik, sosyal veya siyasal makamlar üzerinden tarif etmiştir. Kendi özellikleri dışındaki bu prezentasyonların; Entellektüel birikimin azlığından, aristokrat bir kültürün olmayışından, ekonomik, siyasi ve bürokratik pozisyonların kişisel yeteneklere göre dağılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Eloğlunun ürettiği bir otomobilden çıkan sesin bizim vücudumuzun bir yerlerinin değil, başkalarınının üretimlerinin marifeti olduğunu, dünyaya gelişin ve güce sahip oluşun bir anlam ifade etmediği gerçeğini yeterince kavrayamadığımızı düşünüyorum.
Bana gelince, bugüne kadar mesleki ve kişisel anlamda hiç kimseye sırtımı dayamadan, herkesin kendi ayakları üzerinde durabildiği dürüst yaşam biçimlerine inanarak, hiçbir insanın hakkına tecavüz etmeden, gerek Batman'da gerek İstanbul’da ve kısmet olursa dünyanın değişik coğrafyalarında ve tüm halklarla, yaşadığımı ve yaşayabileceğimi düşünüyorum. Rüzgâr nereye atarsa beni, orada bulurum bir yer, yaşanacak...
Yaşamın size ne verdiği değil, sizin yaşama ne kattığınız aslolandır.
Konuyu Hz. Ali’nin güzel bir deyişiyle noktalayayım;"Er kişi odur ki, ben buyum diyebilendir. Bazam(soyum)budur diye övünen değil. Ölüyü diriltse de baban, onunla övünme kendi değerini söyle"
En çok özgürlüğünüzü mü yoksa güvenliğinizi mi düşünürsünüz?
Doğrusu bu iki kavramın yarışan ve biri diğerine tercih edilebilecek kavramlar olmadığını düşünüyorum. Bu soruya herkes özgürlük cevabı verir. Ancak, güvenliğin olmadığı bir ortamda özgürlüklerin serbestçe kullanımından teorik ve pratik olarak bahsedilemez. Birçok alt başlık gibi güvenliğin de özgürlüklerin kullanımının bir enstrümanı olduğunu düşünüyorum.
Özelleştirecek olursam; 20 yaşına kadar güvenliğin ne olduğunu bilmeden, aile ve toplumun sınırlarını zorlayarak özgürce yaşıyorduk. 1990-1994 yılları arasında Diyarbakır'da hukuk fakültesi öğrencisiydim, tüm söylemlerimiz ve yaşam felsefemiz özgürlükler üstüneydi ancak, 17.000 faili meçhul cinayetin yaşandığı, toplumsal tanımlamanın imkânsız olduğu, akşam 18'den sonra şehrin sessizliğe gömüldüğü pratik bir sıkıyönetim ortamında, güvenliği öncelememek ve özgürce yaşamdan bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla sizin bu sorunuzun cevabı, zamana, mekâna ve toplumsal hareketliliğe göre değişir.
1990-94 yılları arasında bu soruyu bir Kürde sormak ile günümüzde açlıkla boğuşan Afrika ülkelerinden birindeki bir insanı açlık ile özgürlük arasında bir tercihe zorlamak gibi olurdu.
Yine de kendi açımdan net ifade edeyim; Ailenin en haşarı çocuğu olarak, her zaman ve her şartta özgürlük derim. Zaten bunu diyemediğimde baskı rejiminde Allah'ın emirlerinden imtina edebilme gibi bir çıkarsamada mümkün olduğundan, her şartta benim önceliğim ve felsefem özgürlük olur.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması gerektiğine katılıyor musunuz?
İslam ile yönetilmeyen bir devlette, din ve vicdan hürriyeti bakımından ayrı olması gerektiğini düşünüyorum. Tabi bu ayrılığın dindarın kendini ifade ederken çeşitli motivasyon ve reflekslerle birilerinin karşı çıktığı, laiklik denen bu ayrımın dinsizlik olarak algılanıp, dinsizliğin hak, dindarlığın öteki olduğu bir devletten bahsetmiyorum. Yani, İslam’ın inançlara ve kültürlere tanımış olduğu özgürlüğe laiklik nazarı ile bakabilirim. Bunun dışında dine mesafeli ve dini vicdana hapsedip, İslam'ı kamusal alandan tecrit eden laiklik anlayışına saygı duymam mümkün değildir.
Günümüz gençliğini maneviyat açısından nasıl görüyorsunuz?
Dâhili ve harici çok baskı ile insanımızı maneviyatından uzaklaştırmaya yönelik bütün teknolojik imkânların menfi kullanımına rağmen, bazı tahribatlarla birlikte, gençliğimizi geçmişe nazaran daha bilinçli görüyorum. Gençlikten umutluyum. Allah’ın ahdını gelecekte gerçekleştirecek olan bugünkü ve sonraki nesillerdir. İnsan haklarına saygılı, din, vicdan ve yaşamın kutsallığını düstur edinmiş, icbarı değil iknayı esas almış pırıl pırıl bir gençlik...
Kıyamete 24 saat kaldığını bilseydiniz bu saatlerinizi nasıl geçirirdiniz?
Gaybı yalnız Allah bilir. Ama size saygımdan varsayımlı bu sorunuzu cevaplayayım.
Bediüzzaman der ki;"Madem Allah var, ahret de vardır".Buna inanmış biri olarak, ihlâs ve sadakat duyguları içinde başımı secdeye koyar kaldırmazdım. Kıyametin kopmaması için dua eder, kopması halinde tüm insanlığın iman üzerine ölmesi ve cennete gitmesi için dua ederdim...
Süleyman Kaya: Bitirirken benim de size bir sorum olacak; "Kürt meselesi üzerine tez çalışması yapmış biri olarak, Kürtlerin ittifak ve ittihadını mümkün görüyor musunuz, ya da bunun formülü sizce nedir?
Ferit Tunç: Öncellikle sorularımı içtenlikle cevapladığınız için teşekkür ederim; ama itiraf etmeliyim ki sorduğunuz soru bana tüm sorulardan çok daha ağır geldi ve cevabı verilebilecek çok zor bir soru. Ama kendi fikriyatımca sorunuza elimden geldiğince kısa ve sade cevap vermeye çalışacağım. Günümüzde 4 parça halinde bulunan Kürdistan Coğrafyasında yaşayan Kürtlerin Anadillerini konuştuklarında, eyalete ya da sadece kendilerinin yaşadıkları bağımsız bir devlete sahip olduklarında sorunların çözüleceği gibi bir yanılsama var. Açıkçası ben bunu sadece Kürtlerin gönlünden geçen olarak okuyorum; ama durum hiç de bundan ibaret değildir. Bugün tüm Kürdistan Coğrafyasını bir kenara bırakalım, vatandaşı olduğumuz Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan Kürtlere bir bakalım; maalesef hiçbir zaman tek yürek olamamışlardır ve en büyük katliamlar karşısında bile birlik olmamışlardır. Bugün Türkiye toprakları üzerinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde orijinalinde ise Kuzey Kürdistan’da Kürtleri temsil ettiği iddiasında buluna birkaç parti var ve bu partiler bugüne kadar tek bir durum karşısında bile bir araya gelememişlerdir ve tek ses olamamışlardır. Özellikle de en güçlü parti konumundaki HDP ve bunun yanında ikinci büyük parti olarak gördüğümüz HüdaPar’ı bırakalım Kürtlerin birlik olmalarını sağlamayı maalesef üzülerek söylüyorum Kürtleri daha da ayrıştırıyorlar ve iki ayrı uca büründürüyorlar. Yine Güney Kürdistan Bölgesine bakmak gerekiyor; Güney Kürdistan tarihinde yaşadığı onca katliam ve acı karşısında ilk defa Bağımsızlığına çok yaklaşmışken, bağımsızlığını ilan edemeyişinin en büyük problemini açıkçası Irak ve büyük güçleri değil de Kürtlerin kendi aralarında ittifak olamayışında görüyorum. Zaten bugün farklı devletlerin ve çetelerin Kürtleri katliamlardan geçirmeleri de Kürtlerin birlik olamayışından kaynaklanıyor ve bunun müsebbibini biz dışarıda arıyoruz; oysa biraz derinlemesine baktığımızda en büyük müsebbibi bizler olduğunu göreceğiz maalesef.
Kürtlerin ittifak ve ittihadı imkânsız mı, elbette imkânsız değil; ama çok mu çok çok zor. Ve bunun en büyük nedeni de ideolojilerin her şeyden daha üstün tutulmasından kaynaklanıyor. Tabi bu ayrışmaların önüne geçme formülünü kesinlikle ideolojileri ikinci plana atmakta ve liderleri yarıştırmamakta görüyorum. Bu sorunu tümden kaldıracak tek reçeteyi de Kuran’da görüyorum…
