Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

Erdoğan’ın bölmeye çalıştığı devleti BİZ birleştirmeye çalışıyoruz

21 Ekim 2015, 18:07 - Okunma: 2545


7 Haziran seçimlerinden sonra hükümetin kurulamaması, girilen çatışmalı ortam Türkiye'ye büyük acılar yaşattırdı. Dolayısıyla vatandaş büyük bir umutsuzluğa kapılmış 1 Kasım erken seçimleri bir nebze de olsa umut olarak görüyor ve bekliyor. İşte böyle bir süreçte Türkiye'de yaşanan bu gelişmeleri çok yakından ilgili bir isimle HDP Batman Milletvekili ve aynı zamanda HDP Batman birinci sıra Milletvekili Adayı Ayşe Acar Başaran'la konuştuk. Sayın Başaran'la seçimlere bir hafta kala yaptığımız uzun soluklu bu röportajı tek güne sığdıramadığımız için röportajımızı iki güne yaymaya çalıştık ve birinci bölümünü bugün siz değerli Yön okurlarıyla paylaşıyoruz..

Gündem öyle yoğun ki röportajımıza nereden başlayacağımızı bilemiyoruz; ama hazır sıcak gündem Belediye Başkanı Sabri Özdemir’in görevden uzaklaştırılmasıyken, buradan başlayalım…

Esasında bunu siyasal süreçten bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. 7 Haziran seçimleri sonrasında özellikle bizim partimize yönelik topyekûn bir saldırı başlatıldı. Aslında tam olarak 7 Haziran da değil daha öncesinde başlatılmıştı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde seçimle ilgili istatistikler vardı ve HDP’nin yükselişini gördüğü süre boyunca bize yapılan saldırılar daha açık bir şekilde yapılmaya başlandı Hem sözlü saldırı hakaret şeklinde hem de fiili saldırılar vardı, biz bunları açık ve net bir şekilde gördük. Adana’da gördük, Mersin’de gördük, Bingöl’de gördük ve son olarak Amed patlamasıyla bu doruk noktasına geldi. Her ne kadar  Amed saldırısında AKP Hükümeti ve Erdoğan kendilerini bu saldırının dışında görmeye çalışsa da en son Ankara’daki patlamada işin içerisinde kimlerin olduğunu, nasıl bir destek sunulduğunu, nasıl göz yumulduğu çok açık ve net ortaya çıkıyor. Çünkü en son Ankara patlamasıyla beraber şunu görmüş olduk; devletin elinde şuan canlı bombaların listesi var, bu listede gerçekten bu canlı bombalardan biri o gün Ankara’da patlatmayı gerçekleştirenlerden biriydi. Devletin elinde istihbarat bilgileri var, devletin elinde o patlamalarla bağlantılı kişilerin bilgileri var; ama her nedense bize yapılan saldırıların hiçbirinin failleri bulunmadı. Ya da bununla ilgili bir önlem alınmadı. Batman'da görüyoruz en ufak bir eylem ve etkinliğimizde karşımıza yüzlerce polis çıkıyor.  Kolluk güçleri  onlarca kamerayla yaptığımız eylem ve etkinlikleri kayıt altına almasına rağmen Amed bombalamasında nasıl oluyorsa bombacıları görmedi

Ak Parti ise şöyle söylüyor; Bu patlamada en fazla zarar gören partimizdir. Siyasetende seçimler de en fazla oy kaybı yaşayan da bizleriz, dolayısıyla kendimize zarar verecek bir şeye niye kalkışalım bu hem vicdanla hem de akılla izah edilecek şey değildir, diye... 

Çok acı bir durum. Bununla ilgili siyasi hesap da yapmak çok acı. Demek ki şu yapılıyor, atılan her adımda bazı istatistikler yapılıyor. Çok acı bir şey. AKP bir bomba patlatıyor, bu bombanın etkisi nedir ya da bir bombanın patlatılmasına göz yumuyor ve oy olarak kendilerine etkisi nedir? Patlamadan hemen sonra böyle bir açıklamanın yapılması büyük bir talihsizliktir / utanç göstergesidir?. Çünkü daha cenazeler yerde, daha biz cenazelerimizi defnetmemişiz; ama bunun karşısında böyle bir söylem geliştiriyorlar. Yani aslında orada onlar tarafından söylenen şuydu: HDP kendi kendine bomba patlatmıştır. Yani bunun akıl sır alacak yanı yok. Çünkü biz Suruç patlamasını da gördük. Yani Suruç’ta 33 gencimiz yine bir bombacı tarafından canından oldu. Bundan sonra da aynı söylemler geliştirildi. Niye milletvekilleri yoktu, niye milletvekili adayları yoktu gibi katliamı yine üstümüze yıkmaya yönelik söylemler oldu. 

Peki, o sorulara binaen soruya açıklama getirmeniz mahiyetinde soruyu tekrarlayalım orada niye yoktunuz? 

Çünkü burada yapılan şey gençlerin yaptığı bir etkinlikti. Ve belki 5 dakika sonra bizim yöneticilerimiz de orada olacaktı. Aslında şunu sormamak lazım, bunun savunmasına girecekseniz şunu sormalısınız; Orada niye bir emniyet mensubu yoktu? Orada gençlerin bir açıklama yapacağını emniyet biliyordu, İstihbari bilgi vardı. Birkaç gün önce gençler gelip gidiyor, bazı çalışmalar yapıyor; ama asıl sorulması gereken soruyu sormayıp algı yönetimi oluşturulmaya çalışılıyor. Açık ve net bir şekilde algı yönetimi var. 
Patlama sonrasında da bir müdahale söz konusu...
Suruç patlamasında insanlar yaralı taşırken gaz bombaları atıldı. Aynı şey Ankara patlamasında da oldu. Kimi tanıklar yaralıların taşındığı esnada polislerin pis pis sırıtarak güldüğünü söylüyor. Bu nasıl bir nefret bu nasıl bir kin. Ankara patlamasında da aynı şey yaşandı. Zaten Davutoğlu’nun yaptığı açıklama itiraf niteliğinde. Çıkıp şunu söylüyor: Evet elimizde canlı bomba listesi var, ama eylem yapmadan biz bunları yakalayamayız. Böyle bir şey söylemek gerçekten itiraf niteliğindedir. Erdoğan, Davutoğlu’nun eline bir metin veriyor; ama maalesef şuan ülkeyi yönettiğini düşünen başbakan, Erdoğan’ın kendisine verdiği önündeki metni bile doğru okuyamayacak kadar aciz ve yeteneksiz biri. Yani şuraya gelmek istiyorum bunların bütününü topladığımızda bize karşı bir saldırı var. Bizim şu anda onlarca hatta yüzlerce yöneticimiz tutuklu ve yine bir çoğu gittikleri eylem ve etkinliklerde insanlık dışı müdahaleye uğramakta. Ve en son olarak da sadece Batman özelinde değil bütün Kürdistan’da bizim kazanmış olduğumuz belediye eş başkanları görevlerinden uzaklaştırıldı. 

Seçim öncesi görevden alınan bu belediye Eşbaşkanlarının Ak Parti'ye ne katkısı olabilir ki?

Bunu seçim yatırımı olarak düşünememek gerekir; çünkü biz artık bunu bu şekilde tanımlamıyoruz. Yani biz şu son süreçte seçim zihniyeti ya da seçime bir şey olarak değil de bir savaş zihniyeti olarak görüyoruz. 7 Haziran’dan sonra bir taraftan Kandile saldırılar yapıldı. Bir taraftan sınırda cenazelerimiz bekletildi, cenazelerimizi alamadık. Bir taraftan özellikle son dönemlerde halka dönük çok yoğun bir saldırı gerçekleşmekte ve sivillerin katledilmesi var. Onlarca sivilimiz katledildi; yani anlayacağınız bizlere karşı topyekûn bir saldırı var. AKP’nin yaptığı şu; " ben halkın iradesini tanımıyorum" ve bunun üzerinden halkı sindirip, bir çözümsüzlük getirip kendine bir şekilde oy devşirme hesapları var. Bunun yanında özellikle milliyetçi kesim üzerinden bir çalışma yürütüyor, milliyetçi kesimi kazanma çalışması var; çünkü biz gördük, Ankara patlamasından sonra Konya’da milli takım maçında futbolcular saygı duruşuna durdular diye insanlar ıslıklarla, tekbir getirerek protesto etti. Yani artık ülke öyle bir noktaya geldi ki keskin, net ayrımlar yaratıldı. Biz tarihte hiçbir zaman bu kadar keskin ayrımlar görmemiştik ve gerçekten Türk-Kürt nefretinin tohumları atılmaya çalışılıyor ve bu da tam dediğim gibi işte bir seçim yatırımıdır. Çünkü AKP, Kürtlerden oy alamayacağını anladı; yani AKP şu anda Kürtlerden ve Kürdistan’dan oy devşirmeyeceğini anladı, dolayısıyla daha çok milliyetçilere yönelik çalışmalara ağırlık vermeye başladı. Belki buradan oy alamadığı takdirde buradaki seçimleri manipüle etme derdinde, biliyorsunuz burada bir sandık taşıma meselesi vardı, bu çok tehlikeli bir durum; ama bu olmayınca da şimdi de okul değiştirme meselesi var. Bunun da diğerinden çok büyük bir farkı yok; yani bunun anlamı halkın iradesi üzerinde bir baskı oluşturmaktır. Bu ne demek belki 90’lı yıllarda olduğu gibi sandıklara gidip iradesini göstermeye çalışmak isteyen halkı zorla sandıklara oylarını kullandırmamak demektir.  

Bir yıl öncesine kadar AK Parti, HDP arasında ciddi görüşmeler, birlikte bir çözüm süreci çalışması yürütme, Kandil-İmralı görüşmeleri ve en son Dolmabahçe mutakabatı gibi çalışmalar varken ne oldu da birden bu ilişkiler bu kadar hızlı bir şekilde ters döndü?

Mesela hükümet şunu söylüyor Ceylanpınar meselesinden sonra biz koptuk; ama öyle olmadığını hepimiz iyi biliyoruz. Bu ta 7 Haziran seçimlerinden önce başlayan bir mevzuydu, şimdi bizim bunu uluslararası ve Ortadoğu'dan bağımsız bir şekilde değerlendirmememiz gerekiyor. Ortadoğu’da şu anda bir şekillenme var, ortadoğuda şu anda bir Kürt yapılanması var; yani bir kantonlar durumu vardır, kantonların birleşmesi var ve burada büyük bir mücadele var…

Sözünüzü kesiyorum, bir şekillenmeden söz ediyorsunuz;  şunu merak ediyorum bu şekillenmeyi dış güçler mi yapıyor; yoksa Kürtler öz güçleriyle mi bu şekillenmeyi yapıyor?

Dış güçlerin böyle bir şekillenmeyi isteyebileceğini düşünmemek gerekiyor; yani dış güçler kendine bağlı küçük yapıların oluşmasını daha çok ister. Burada esasında Kürt Özgürlük Hareketi şöyle düşünüyor; ulus devlete karşı oluşturulan demokratik ulus modeli var; yani bütün halkların kendini özgür ifade edebileceği bir model. Çünkü ulus devletin miadı doldu, artık ulus devlet orada tek başına bağımsız bir şekilde yaşayabilecek bir yapı değildir ve tam da bunun karşısında demokratik model; yani konfederal bir model geliştirildi, herkesin kendi diliyle, kendi rengiyle, kendi kültürüyle kendisini ifade edebileceği bir sistem olarak şekillenmeye başladı . Bu sistem Ortadoğu’da ve  Kürt Özgürlük Hareketinin şekillendirip, geliştirdiği bir modeldir. Ama bu model karşısında; yani kantonlar karşısında Türkiye özellikle de Erdoğan kendisini Ortadoğu’nun hakimi olarak gördüğü için, kendisini oranın halifesi olarak görmeye başladığı için buna karşı çıktı ve İŞİD’e açık aleni bir şekilde destek verdi. İŞİD’e terör örgütü gözüyle bakmayıp,  “öfkeli gençler” deyip öyle yaklaştılar ve dolayısıyla Rojava direnişinin kırılması için Türkiye bunlara destek verdi. 

Erdoğan, Rojava Devrimine karşı çıkıp İŞİD’e destek verdi diyorsunuz bunu özellikle niçin yapsın?

Çünkü Erdoğan şunu görüyor; Rojava Devrimi’yle oluşacak bir sistem Türkiye’de de oluşacak bu da onun tahtını sallayacak. Aslında bizim de savunduğumuz ve desteklediğimiz bu şekillenme yani özerklik illegalleştirildi, öcü gibi gösterildi aslında hiç de öyle değil. Esasında Özerklik ayrıştırıcılık, öcülük değil, birleştiriciliktir ve şu anda Erdoğan’dan daha fazla birleştirici rol oynadığımızı herkes iyi biliyor ve görüyor. 

Aslında röportajımızın başında sorduğum soru da belediye başkanının ve meclis üyelerinin “öz yönetim” ilanları gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırılmalarıdır. Özerklikle, öz yönetim aynı şeyler mi; değilse tam olarak nedir bunlar?

Aslında aralarında önemli bir fark yok; öz yönetim demek, kendi kendini yönetmek demektir. Halkın yönetimde iradesini kullanmak demektir. 

Peki, halkın bu yönetim şeklinde iradesini göstermesi merkezi yönetimden; yani hükümetten tamamen bağımsız mı oluyor?

Değil, burada devlet artı demokrasi demektir. Şöyle olacak, evet bir üst yapı olacak; ama altında herkesin kendisini ifade edebileceği özerk yapılar olacak, hani böyle korkulacak, öcü gibi görülecek bir şey değildir. Yani anlayacağınız ülkeyi bölen, parçalayan bir şey değil.

Hukukçu olmanız hesabiyle de şunu da sormak istiyorum Anayasa’da özerklik, öz yönetim gibi kavramlar var mı, ilanında suç teşkil ediyor mu?

Bu Anayasa’ya göre darbe falan değil, birileri tarafından sanki darbe yapılıyor gibi tanımlanıyor; ama böyle bir şey yok. Zaten biz bu sistemi zorla değiştirelim demiyoruz, biz diyoruz ki; bakın bu mevcut sistem sıkıntılı bir sistem ve bunun en sıcak ve bariz örneğini de bugün Batman’da görüyoruz. Ankara’da atanmış bir memur geldi buradan yüzde seksen ve hatta yüzde doksanlara varan halkın oylarıyla seçilmişleri görevlerinden aldı.  Demek ki bu sistemde bir sıkıntı vardır; yani merkezi yönetimin sürekli yerel yönetimlere müdahalesi doğru değildir. Düşünün atanmış bir vali buraya geliyor, odasında oturuyor halka duyduğu sorumluluk hissi bile yok; çünkü halka hesap verecek bir yükümlülüğü yok. Hesap vermediği için de her türlü fütursuz hareketleri yapabiliyor; oysa örneğin Batman’da valiyi halk seçmiş olsa valinin halka karşı bir sorumluluğu olacak ve bunun yanında vali belki bir sonraki seçimi düşünecek olacak ve halka daha fazla hizmet vermiş olacak.  Bunun ötesinde bir önceki seçimde, bizim seçim bildirgemizde de özerklik modeli vardı ve biz parti olarak özerkliği destekliyoruz. Özerklik ilk defa telaffuz ettiğimiz bir şey değildir. 

Şunu merak ediyorum,  DBP’nin ilan ettiği bu özerklik halka başvurularak mı yapıldı; yoksa halka rağmen mi yapıldı? 

Eğer halka rağmen yapılmış olsaydı, halk desteğini alamazdı. Cizre örneğini vererek açıklayayım bunu; Cizre’de halkın desteği olmamış olsaydı Cizre’deki ilandan ve olaylardan sonra Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, Cizre’ye gittiği gün oradaki halk, o büyük kitle Sayın Demirtaş’ı coşkuyla karşılamaz ve onu bağırlarına basmazlardı. Halk gerçekten artık dış güçler tarafından ya da merkezden yönetilmeyi istemiyor. Halk artık diyor ki; ben kendi ihtiyacımı kendim gideririm, kendi kararlarımı kendim alırım, kendi yönetimimi yapabilirim iradesini sergiliyor ve bu öyle çok korkulacak bir durum da değil. Esasında şu anda Erdoğan’ın bölmeye çalıştığı, böldüğü devleti biz birleştirmeye çalışıyoruz.  

Peki, madem Özerklik öcü, ayrıştırıcı değil bunca korku, gürültü, kavga neyin nesi; öcü olmayan bu özerkliği siz mi anlatamadınız; yoksa siz anlatabildiniz de bu manipüle mi edildi?

Kesinlikle bir manipüle durumudur; çünkü bu ilk defa söylediğimiz, ifade ettiğimiz bir şey değildir ve bu müzakere sürecinde de konuşulan, telaffuz edilen bir mevzuydu. 
Evet, doğrudur bizler HDP’den veya DBP’den Özerkliği ve Özerklik ilanını ilk kez duymadık; ama özerklik ilanının yapıldığı yerlerde hendeklerin kazıldığını ilk kez gördük ve silahların konuştuğunu ilk kez duyduk, bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Silahları kim konuşturdu ama! Bakın ben sekiz gün Cizre’de kaldım; size şunu söyleyeyim halkın bir öz yönetim iradesi vardı, gerçekten kendimi yönetebilirim diye bir iradesi vardı ve bunun karşısında devletin uyguladığı bir katliam vardı. Yani bir devlet düşünün kendi halkına keskin nişancılarla saldırıyor, bir devlet düşünün ki kendi halkına toplarla saldırıyor, bir devlet düşünün ki halkım dediği insanlara bombalarla, roket atarlarla saldırıyor, bir devlet düşünün ki kendi halkım dediği insanların evlerini harabeye çeviriyor. Evet, biz de en baştan da söylüyoruz özyönetim ilanlarının bazı yerlerde silahla yapılmasının özeleştirisi verildi; ama bu devletin uyguladığı şiddeti haklı göstermez. Ben, Cizre’de gördüm elinde silah olmayan çocukları infaz etti devlet, abluka altında olan karşı mahalleye su götürmeye çalışan çocuğu vurdu bu devlet, kapısının önüne çıkıp iradesini zılgıtlarla ifade eden kadınları vurdu bu devlet, kucağında çocuk bulunan kadını vurdu bu devlet ve vurulan kadının çığlığına koşan kadını da vurdu bu devlet.   

Cizre’de sokağa çıkma yasağı olduğu günden itibaren siz Cizre’ye gittiniz ve sekiz gün orada kaldınız; dolayısıyla olaylara tanıklık ettiniz, bizler orada yaşananları sizlerin sosyal paylaşım sitelerinden paylaştıklarınız ve ulusal medyanın verdiği haberlerle bir şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. Ama sizlerin paylaştığıyla, kimi ulusal medya yayınlarının verdikleri birbirlerinin tam tersiydi, özellikle de ulusal medyanın Kandil’den geldiği öne sürülen yüzlerce kişilik gruplar hakkında tam bir bilgi kirliliği yaşadık. Gerçekten de Kandil’den yüzlerce kişilik gruplar Cizre’ye inmiş miydi bunu açıklayabilir misiniz?

Biz, daha başında bir çağrı yaptık ve dedik ki devlet burayı açsın, buyurun herkes gelsin görsün. Şunu görmemiz lazım, devlet bir yeri kapatıyorsa orada bir şeyler vardır; yani biz kapatmıyorduk kapatmadık, kapatan devletti. Oraya insanların girişini, medyanın girişini engelleyen devletti, biz istiyorduk ki herkes gelsin görsün bakalım halk mıydı başka şeyler miydi? Orada polise, askere direnen halk mıydı; yoksa başka silahlı örgütler miydi bunu gelip herkes görebilirdi, buna engel olan biz değildik, engel olan devletti; çünkü devlet orada karanlık işler yapıyordu, iradesini beyan eden bir halka saldırıyordu. Esasında devlet bir şeyleri kapatıyorsa orada farklı durumlar vardır demektir, dolayısıyla insanların devletin Cizre ile ilgili verdiği bilgilere körü körüne inanmaması gerekir. Mesela şimdi de diyorlar ki şehitliklerde cephanelikler var; biz basını çağırdık, STK’ları çağırdık, halkı çağırdık dedik ki gelin buyurun, bu şehitliklerde cephanelik mi var ne varsa gelin buyurun görün, biz de görelim halk da görsün. Düşünün otuz beş günlük çocuğa bile terörist dediler, daha biz neyi anlatmaya çalışacağız.

Devamı Yarın... 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3019 gün önce
3244 gün önce
3438 gün önce
3538 gün önce
3597 gün önce
3821 gün önce
3892 gün önce
3899 gün önce
3962 gün önce
4150 gün önce
4162 gün önce
4185 gün önce
4237 gün önce
4275 gün önce
4276 gün önce
4297 gün önce
4362 gün önce
4460 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=