Lütfen bekleyin..
Bundan dört yıl önce Gülen Cemaatinin en güçlü olduğu dönemde, cemaatin yanlış bir yolda olduğunu ve yanlışlarını özetler bir yazı kaleme almıştım. Kaleme aldığım o yazı Batman’da gündem oluştururken, benim yaşantımda da önüme ciddi sıkıntılar doğurmuş ve cemaatin meşhur fişlemelerine maruz kalanlar listesine girmiştim; ama bugün 4 yıl önceki o yazımda ne kadar haklı çıktığım bir kez daha ortaya çıktı. İşte o yazım…
HOCA EFENDİ VE TÜRKÇE OLİMPİYATLARINA BİNAEN!
25 Haziran 2012
Geçen hafta değerli bir yazar arkadaşım, ‘Hoca Efendi ve Türkçe Olimpiyatları’ başlıklı yazısında Gülen’i ve cemaatini öyle bir anlatmıştı ki deyim yerindeyse ağzım açık kaldı. Dolayısıyla buna binaen değerli arkadaşımın gözden kaçırdığı bazı durumları kaleme almak istedim. Öncelikle şunu belirtmemde yarar var; herkesin görüşünü açık bir şekilde beyan etmesi en doğal hakkıdır ve de herhangi bir ideolojiye, cemaate sempati duyması gayet normal karşılanmalıdır, yeter ki saldırganlık ve hakaret olmasın. Dolayısıyla değerli arkadaşımın cemaate sempati duymasını en doğal hakkı olarak görmekteyim ve bunu hiçbir şekilde de ayıpsamıyorum; lâkin sempati duyduğu veya ilgi duyduğu bu cemaatin yanlışlarını kabul etmemiz söz konusu olmadığı gibi bunu eleştirmek de en doğal hakkımız. Değerli yazarımız, sözünü ettiğim yazısının bir bölümünde cemaat üyeleri için aynen şöyle diyor: “Hepsi sahabeleri örnek alarak tüm dünyaya her şeylerini geride bırakarak uzanıyor. İslam'ı anlatıyorlar, dini sevdiriyorlar ve karşılığında hiçbir çıkar gözetmeden kapıları çalıyorlar. Hepsinin tek amacı İslam'ı anlatmak ve İslam'ı ulaştırmaktır. Bu bir borç aslında, bizlerin ve sizlerin yapması gereken de bu olmalı; ama onlar yapıyor biz yapmasak bile onlar Peygamberi anlatıyor, Kur'an'ı her yerde okutmanın mutluluğunu bilmeyenler okuduğu zaman tadıyor.” Ayrıca Hoca Efendi için de, “Hoca Efendiyi anlatmaya satırlar yetmez” diyor.
Evet gerçekten de Hoca Efendi’nin İslam adına yaptığı yanlışlar satırlara sığdırılamaz; ama bu yanlışlardan evvel arkadaşımızın bu paragrafında baştan sona yanıldığını ele almak üzere bir şeyler söyleyeyim.
Birincisi Gülen cemaatinin üyelerini sahabelere benzetmek büyük bir gaflete düşmektir. Yazarımız diyor ki “Hepsi sahabeleri örnek alarak tüm dünyaya her şeylerini geride bırakarak uzanıyor”, Allah aşkına bunlar neylerini geride bırakarak ve ne adına tüm dünyaya uzanıyorlar? İslam’ı anlatıyorlar diyor arkadaşımız, kimse kusura bakmasın, yabancılara Türkçe öğretmekle İslam anlatılmış olmaz, İslam’ı anlatıyorlar diyorsunuz ve yılda bir bu İslam’ı anlattıkları dediğiniz kişileri Türkçe Olimpiyatları adı altında Türkiye’ye getirtiyorsunuz. Peki bu olimpiyatlarda İslam adına ne var sorarım sizlere? Türkçe’yi ana dilleri gibi öğrenip güzel sesleriyle milyonların karşısında bunlara şarkı söylettirip, dans ettirmek midir İslam’a hizmet etmek? Ve İslamiyet’in kabul etmediği bu durum karşısında duygulanıp gözyaşlarınızı akıtıp İslam’a büyük hizmet ediyoruz diyeceksiniz, buna İslam’dan taviz vermekten öte bir ad bulamıyorum. Ayrıca bunların İslam’ı anlatmaktan, Kur-an’ı öğretmekten başka hiçbir gayeleri ve çıkarları yok diyorsunuz, keşke öyle olsaydı da biz de canımızla birlikte buna dâhil olsaydık. Ama maalesef öyle değil ve hatta çok korkunç bir vaziyet almış başını gidiyor. Özellikle cemaatin ticari anlayışı Yahudi zihniyetine tıpatıp benziyor. “Benden olmayana yok”; oysa İslam’da paylaşımcılık ön planda ve nitekim ağızlarımızdan düşmeyip de uygulamada hep sınıfta kaldığımız “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” hadisini de en fazla çiğneyen yine cemaatin ta kendisi. Bugün kadrolaşmanın Türkiye’de zirve yaptığını, hepiniz en az benim kadar görüyorsunuzdur. Peki bu kadrolaşmayı kim ve nasıl yapıyor? Elbette bunun baş mimarları yine cemaat ve yapılışında öncelikli kesim ise cemaate tabi olanlardır. Sormak gerek, cemaate tabi olmayan Müslüman değil mi, Müslümanlık şartlarını yerine getirmiyorlar mı? Elbette yerine getiriyorlar; ama her şeyden önce cemaatin zihniyetini benimsemiş olmak gerek. Gazete abonesi değilsen zaten baştan kaybetmişsin, cemaatle bağlantın yoksa kadrolu bir yere girmen çok zor, ihaleler elde etmek zorlaşıyor, öğretim üyesi olmak her geçen gün namümkün duruma geliyor. Bu mu İslami anlayış? Elbette buna İslami anlayış dememiz söz konusu değildir ve olamaz da; nitekim Yüce Rabbimiz böyle bir zihniyeti lanetlemiştir. Kur-an eğitimine gelince; birilerine Kur-an’ı öğretmek için kendisinin Kur-an’ı biliyor olması gerekmez mi? Ama gel görelim ki bugün cemaatte kalanların büyük bir kısmı Kur-an’ı ya hiç okuyamıyor ya da çok az okuyabiliyor. Peki hiç mi bu cemaatin güzel çalışmaları yok diye sorarsanız haksızlık etmeyelim, elbette vardır, zaten yoktur desek vicdanlar da kabul etmez. Evet, cemaatin hoşgörülü yaklaşımı, özellikle eğitime verdiği değer hiçbir şekilde yadsınamaz. Hele hele Ergenekon’un ortaya çıkarılmasında ve Askeri vesayetin bitirilmesindeki hizmetlerini görmemek bir insanın kör olmasını gerektirir; lâkin bir vesayeti bitirirken kendi vesayetini de getirmek bir iki yüzlülüktür. Yukarda da belirttim ya, yanlışlarını yazmak satırlarla bitecek bir durum değil; ama satırlara sığdıramayacağımız Hoca Efendi’nin ağzından çıktığı ve bunu İslami anlayışın hiçbir şekilde kabul etmediği birkaç yanlışıyla yazımı sonlandırayım: “Şakîlerin köklerini kazıtın” diyor Hoca Efendi; oysa İslam, tam tersine İnsanları huzura kavuşturmak için İnsanları kazanın diyor. İsrail’in, Mavi Marmara Gemisi’ne yaptığı saldırı karşısında tüm İslami kesimler tarafından kınanırken Hoca Efendi, İsrail’i adeta haklı bulup İHH’yı İsrail’le anlaşmamasını sorgulayıp Mazlum Filistin halkının içinde bulunduğu dramatik acıyı unuttu; oysa İslam Mazlum insanlara yardım etmeyi emreder. Hoca Efendi, bir gün olsun; Amerika’yı Afganistan’a ve Irak’a karşı yaptığı katliam karşısında bir kez dahi kınamada bulunmazken, İsrail’in Filistin’de terör estirmesi karşısında da sessizliğini bozmadı! Bu örnekleri çoğaltabiliriz; ama bunlar kafi diye düşünüyorum, şimdi sorup sorgulamak gerekmez mi Hoca Efendi’nin İslami duruşu nerede diye…