Lütfen bekleyin..
Toplum bireylerden meydana gelir. Bir toplumun yaşam kalitesi, o toplumu meydana getiren bireylerin duygu, düşünce ve davranışlarının toplamıdır. Bireyler, başlangıçta, düşünce ve davranışlarını büyük oranda eğitmenlerin katkılarıyla okul sıralarında, ebeveynlerin çabalarıyla evde kazanırlar. Ancak bireylerin, yaşam süreçlerinde sık sık maruz kaldıkları acı ve hazzın düşünce ve davranışları üzerindeki baskın etkilerini de yabana atmamalı.
Acı ve haz, bütün canlıların ana itkileridir. Özellikle insan yaşamına, büyük oranda, bu güçlü itkiler yön verir. Öyle ki, bu itkilerin içsel dünyamızda yarattıkları korku, cesaret, yılgınlık, neşe, hüzün gibi duygulara dönüşmesiyle dış dünyamıza yansıyarak yüz kasılması, bağırış, gülümseme, yürek çarpıntısı, sararma, kızarma, terleme, titreme, gözyaşı ve çırpınma gibi kassal, kansal ve salgısal alanlarda ruh ve beden sağlımızı bir şekilde etkileyen, düşünce ve davranışlarımızı güçlü ve etkili bir biçimde belirleyen oyunculara dönüşürler. Daha da ileri gidip, ideolojik ve psikolojik temelde zihnimizi süsleyip püsleyerek sosyo-ekonomik ve sosyo-politik dünyaya öyle sunarlar.
Soru şu; Hangisi üzerimizde daha baskın bir güce sahip? Hangisi en çok yaşamımıza yön veriyor? Acı mı, haz mı?
Doğal olarak, hayvan ve insan acıdan kaçar ve hazza yönelir; bilinç sahibi canlılar olarak biz insanlar, bu her iki durumu bilgiyle lehimize, bilgisizlikle aleyhimize çevirebiliyoruz.. Korku ve cesaret bu iki temelde kendini göstermeye başlar.
Acı ve haz birçok felsefe akımlarının da temel öğretileri olmuştur. Antikçağ Yunan felsefesini kaplayan ''mutluluk'' temasının temelinde bu itkiler yatmaktadır. Hazcılık ve Kirene okulu öğretileri tümüyle acı-haz karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Sokrates'e göre acıdan kaçmak ve hazza yönelmek ancak bilgiyle gerçekleşebilir. Yaramıza bıçak vurdururuz, çünkü bilgi ilerdeki büyük acıdan korunmak için şimdiki küçük acıya katlanmamızı gerektirir.
İnsan, çekeceği acıdan dolayı bilgisizce, isterse, yarasına bıçak vurdurmaz, ama mikroplara ve kötü niyetli bakterilere açık olan yarası enfeksiyon kapar ve ölüm riski artar. İnsan, bilgisiyle, acılı olsa bile yarasına bıçak vurması gerektiğini bilir, ve yarasını mikroplara ve kötü niyetli bakterilere kapatır, kolay kolay enfeksiyon kapmaz ve yaşama şansı artar.
Yaşamımızın kaynağı anasır-ı erbaa olarak bilinen hava, su, ateş ve toprak dörtlüsüdür. Ama yaşam kalitemizin üzerinde acı ve haz ikilisinin etkili olduğunu düşünüyorum. Acı ve hazzı da dolaylı olarak bilgi veya bilgisizlikle terbiye etmek mümkündür.
Bugün bilgili toplumların mutlu olması, bilgisiz toplumların ise acı çekmesi tümüyle o toplumları meydana getiren bireylerin acıyı iyileştirme biçimlerine bağlıdır.. Bilgili bir toplum, kendisine acı çektiren bir yaraya (yönetime) ‘’cesaretle’’ bıçak vurması gerektiğini bilir, ve yarası büyümeden çabucak iyileştirir. Bilgisiz bir toplum ise, biraz cehaletle biraz da ‘’korkuyla’’ yaraya nasıl müdahale edeceğini bilmediğinden yarayı kendi inisiyatifine bırakır, yara büyür, büyür, büyür ve öldürür...
Sonuç olarak, yeryüzündeki bütün toplumların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlardaki ilerlemeleri tümüyle bilgiye dayalı olduğunu söylemek istiyorum. Bilgili bir ebeveyn bilgili evlatlar yetiştirir, bilgili evlatlar bilgili bir toplum geliştirir; buna mukabil ebeveynler de, evlatlar da huzurlu ve mutlu bir hayat sürerler. Bilgililiğin ve bilgisizliğin yansımaları bugün Avrupa ve Amerika’da, Ortadoğu ve Afrika’da güneşten yansıyan gün gibi ortadadır.
Bilgiyle, sevgiyle kalın!