Lütfen bekleyin..
Kardeşliğimizi yitirdik!
Bu millete bunu da yaptırdınız.
Kardeşi kardeşe kırdırdınız.
Masum kimsesiz halkı daha da ezdirdiniz.
Ölen, öldürülen hep gariban halk oldu.
Onlarca eve ateş düştü.
Kimileri babasız, kimileri evlatsız, kimileri ise eşsiz kaldı.
Dağlıca’da daha ne kadar can yitirildi onu bile bilmiyoruz. O Dağlıca ki bütün Türkiye’nin yüreğini dağladı.
Hangi baba yüreği kızının cansız bedenini dondurucuya koyup başında bekleyecek kadar dayanıklı olur. O babanın acısının kaçta birini yüreğinde hissettiniz?
Annelerinin cesedi bozulmasın diye üzerine buz kalıpları koyan evlatların yüreğine düşen acının tarifi mümkün mü peki?
Bir insan bedeninin bu kadar ucuz olduğu bir zamanda yaşıyoruz işte…
İnsanların yüreğinde açılan bu derin yaralar kolay kolay kapanmayacak…
Bu ülke halkı artık tamamıyla birbirine düşman kesildi…
Ötekileştirilmenin de ötesinde oluşan bu kin ve nefret artık halkı bölerek kardeşlik duygusunu ortadan kaldırdı.
Kürt-Türk kardeşti devri bitti bitecek nerdeyse.
Olayların daha da artması tamda bunu getirecek.
Kürt Türk olan karı koca bile artık birbirine başka gözle bakar duruma getirildi. Çocukları ise kayıtsız mı kalacak.
Herkesin dilinde bir barış kelimesi ama herkes oturduğu koltukta yaylanıp medyadan olanları takip ediyor. Barış diye diye ortalık kan gölüne döndü. Barış kelimesinden bile tiksinir oldum.
Başınıza çalın; savaşınızı da barışınızı da…
Ne savaş istiyoruz ne de barış. Tek istediğimiz insanların ölmemesidir.
Barışıp can ciğer olmazını isteyen yok. Savaşı durdurun yeter.
Bu işe yakında çiftçi ile yılan hikâyesine dönecek.
Birinde evlat acısı diğerinde ise kuyruk acısı olduğu sürece dostluklar olamayacak.
Kuyruk Acısı
Bir zamanlar ülkenin birinde bir çiftçi adam yaşarmış. Kendi halinde yaşayan bir adammış. Kendi hayatını ailesine adamış bir kişi olarak bilinirmiş.
Bir gün adamın inekleri için samanları depoladığı ahırda, bir yılan görür. Hemen eline bir odun parçası alır, yılanı öldürmek ister. Yılan o anda dile gelir ve der ki;
- Eğer benim hayatımı bağışlarsan ve bana günlük bir kase süt verirsen sana ve hayvanlarına zarar vermem ayrıca her gün sana bir altın veririm demiş.
Çiftçi bu teklifi kabul etmiş. Ve yıllarca çiftçi yılanın şartlarını yerine getirmiş ve çok zengin olmuş. Çiftçi adam yaşlanınca tek çocuğu olan oğluna bu sırrını açıklamış. Bu görevi oğluna devretmiş. Adamın oğlu bir süre babasının isteğini yerine getirmiş.Fakat bir süre sonra bu durumdan sıkılmış.
Ben niye her gün yılanla uğraşıyorum ki. Bu yılanın bir hazinesi olsa gerek diye düşünmüş, yılanı takip etmeye başlamış. Yılanın bir mağaraya girdiğini görünce, mağara önünde yılan çıkıncaya kadar beklemiş. Yılan çıkınca elindeki balta ile saldırmış. Balta yılanın kuyruğunu kopartmış. Bu acıyla yılan çiftçinin oğlunu ısırmış ve öldürmüş. Çiftçi bu olaya çok üzülmüş. Bir kaç ay geçince Yılanı ziyaret etmiş.
Yılana demiş ki; Yılan kardeş gel barışalım, aramızı düzeltip eski günlerimize geri dönelim demiş. Buna karşılık Yılan;
-olmaz, asla eskisi gibi olamaz. Sende evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı olduğu sürece biz dost olamayız demiş.