Lütfen bekleyin..

Seyfi Elçiboğa

Korkunun Hükmü

17 Kasım 2021, 15:56 - Okunma: 604

İnsan bir tehdit algıladığında yüzü ekşiyerek gerilir, kasları donuklaşır, nabzı hızlanır, tansiyonu yükselir, solunumu yavaşlar; bedeni olası her tehlikeye karşı savunma konumunda tetikte bekler. Tehlike anında insan bedeni ve düşüncesinde ortaya çıkan benzer tüm tepkimelere korku denir. 

Yaşamın en başından beri korku hayatta kalma dürtüsü olarak canımıza eşlik etti. Gök gürlemesi, yıldırımlar, vahşi hayvanlar insanı hep korkuturdu. Karanlıktan hep korktuk çünkü karanlıkta görme duyusunu yitiren insan savunmasızdı. Kimi zaman aniden yüksek bir yerden düşercesine ürkeriz çünkü ağaçlarda yaşayan primat atalarımız için düşmek ölmek demekti. Bugün bile korku hissettiğimiz anda işaret parmağını dudağımıza değdirip adeta tıslar gibi sssşşşss diye çıkardığımız sesler bize ceddimizden yadigar yılan korkusundan türettiğimiz istemsiz hareketlerdir. Zira çeşitli laboratuvarlarda yapılan deneylere göre, kendilerine yılan gösterilen ve yılanla ilk kez karşılaşan yeni doğmuş çeşitli hayvan yavruları ve insan bebekleri çok korkmuşlardır.

Emory Üniversitesi’nde erkek laboratuvar farelerine bir yandan kiraz çiçeği koklatılırken diğer yandan patilerine elektrik verilir. Bu işlem birçok kez tekrar edilir. Bir süre sonra sadece kiraz çiçeği koklatıldığında dahi elektrik verilmiş gibi korkarlar. Yani fareler kiraz çiçeği kokusundan korkmayı öğrenirler. İki hafta sonra, aynı fareler daha önce karşılaşmadıkları dişi farelerle çiftleştirilir. Doğan yavrular önce hiç deneye katılmamış dişilerin yanına konur sonra da bu yavrulara kiraz çiçeği ile birlikte çeşitli kokular verilir. Sonuçta yavrular tıpkı baba fareler gibi, kiraz çiçeği kokusundan korkarlar. Bu deney tavşan gibi farklı  hayvanlar üzerinde de test edilir ve her seferinde aynı sonuca ulaşılır. Özetle korku, genetik olarak aktarılan bir dürtüdür.

Değişen yaşam formumuz normal korkuları normalin üstünde arttırarak saplantıya çevirdi. Böylece uygarlığımızın insana armağan ettiği dört yüzü aşkın fobi literatüre girmiş oldu: Dar alan fobisi, geniş alan fobisi, asansör fobisi, örümcek fobisi, yükseklik fobisi, boğulma fobisi... Gelgelelim ki aksi yönde bir durum da var. Finlandiya’da yapılan bir araştırmada insanlarda korku ve endişeyi azaltan yeni bir gen mutasyonu keşfedildi. P4HTM mutasyonu, korku ve endişeyi azaltarak bireylerin daha cesur ve aynı zamanda sosyal iletişim becerilerinin gelişkin olmasını sağlarmış. 

En dehşetli korku, insanın karşısında çaresiz kalakaldığı, tüm korkuların rahmi olan ölüm korkusudur. 5 yaşına kadar çocuklar soyut kavramları anlayamazlar, 5-9 yaş arasında çocuklar ölen insanları dönüşsüz bir uzaklığa gidenler olarak algılarlar. Ölüm, çocuklarda ancak 9 yaşından sonra algılanır. İstatistiklere göre 20’li ve 50’li yaşlarda ölüm korkusu zirve yapar. Kadınlar erkeklere göre, orta yaşta olanlar yaşlılara göre, mülk sahipleri mülksüzlere göre, dindarlar dinsizlere göre, bedenen sağlıklı bireyler hasta bireylere göre, kariyer sahipleri vasıfsızlara göre ölümden ve ölmekten daha fazla korkarlar. 

Ölüm korkusunu aşmak için ölümsüzlüğü arayan insan üç farklı yoldan birini seçer: İlk tarz dini inançları kapsar; ölümü daha yüce bir yaşam alanında sonsuza dek sürdürülecek yeni bir yaşamın başlangıcı olarak görür, ikinci tarz biyolojiktir; ölümle sonlanan ömrünü sonsuz bağlantı zinciri içinde yaşam süren türünün bir halkası olarak görür, üçüncü tarz yaratıcılıktır; biyografisi, buluşları, eserleri, elde ettiği şöhret eliyle toplumsal hafızada insanın ölümsüzlüğü yakalamasıdır. 

Doğmuş olan her canlı ölümü karşılamaya hak kazanır. Yaşam ve ölüm birbirini bütünleyen, önsöz ile sonsöz gibi iki temel olgudur. Her yaşam döngüsü içinde doğmuş olunan çevre ve toplumsal yapı ile yavaş yavaş benlik kazanan bireyin ortak çabalarıyla yazılmaya başlanan kitabın önsözü ile sonsözü arasındaki öyküyü andırır. Bu bütünlüğü algılamak sorumluluğu üstlenilmiş, daha zengin ve daha mutlu bir yaşamı vaat eder.

Kendilerini toplumun üzerinde, daha özel hisseden bireyler, duyumsadıkları ölüm korkusunu, sahip oldukları gücü arttırarak aşmaya çalışırlar. Bu tip sosyal korkuları olan bireylerin eleştirilme ve küçük düşürülme gibi hususlarda aşırıya kaçan tepkiler göstermesi beklenir. Başkaları üzerinde otorite kurmaya çalışarak korkularını etki alanlarına yansıttıkları ve yaydıkları görülür. 

Sosyal bir varlık olarak insan korkak bir mizaca sahiptir. En küçük topluluk oluşumunda bile liderlik vasfı gelişkin olan birey öne çıkar ve diğerleri onun liderliğini kabul eder. İnsanın iradesini teslim etmeye ve itaate istekli olduğu, bu sayede sorumluluğu lidere devrederek vicdani muhasebeden kurtulduğu görülür. Yetkeyi devralan, sevilmek ile korku duyulan olmak arasında tercih yapan lidere göre toplumsal yapılar şekillenerek otoriter veya demokratik bir nitelik kazanır. Şayet toplumsal yapı otoriter nitelik kazanmışsa bu andan itibaren ferdi korkuların yerini içtimai korkular alır. 

Hükümdar adlı kitabında Niccolo Machiavelli: İnsanlara ya iyi davranmalısınız ya da onları tamamen ezmelisiniz. Çünkü halk hafif baskılara karşı intikam almaya meyillidir ancak ağır darbelere karşı direnç göstermez, diyerek liderlere öğüt verir.  Hiç bir şeyin devletten daha önemli olmadığı bir yönetimde halk üzerinde şiddet ve korkutmaya başvurulur ve liderin saltanatı için baskının her türü gerekli görülür. Panik ve korku ortamında kitleler kolaylıkla aldatılabilir, yönlendirilebilir ve böylece korkunun hükmü ile kitleler daha kolay yönetilebilir hale getirilir.

Halkı kontrol edebilmek için, 1785 yılında, Paris’te mimarlık yapan Samuel ve Jeremy Bentham kardeşlerden bir yapı tasarlamaları istenir. Ortasında bir gözetleme kulesi bulunan yuvarlak bir bina çizerler. Binanın içindeki tüm odaların pencereleri gözetleme kulesine bakar. Tepesindeki ışıklar sayesinde gözetleme kulesinin içindeki görevli görülmez. Yapının temel felsefesi görünmeden gözetlemedir. Gözetim altındakiler kulede kimse olmasa bile gözetlenme korkusunu daima  hissedeceklerdir. Bu yapının adına panoptikon denir. İşte, Foucault’un yeni bir iktidar biçiminin doğuşu dediği, George Orwell’in ise büyük birader diye adlandırdığı göz gibi bir kontrol mekanizması sayesinde modern toplumun denetim altına alınmasının temelleri atılmış olur. 

Hapishaneler, askeri okullar ve toplama kampları ile yayılmaya başlanan panoptikonun günümüz dünyasındaki en somut hali sosyal medya olarak somutlaşır. Sosyal medya kullanıcıları, iktidar erkince korku yoluyla sınırları çizilmiş bir ortamda, 19.yy’da İngiliz soylularının ormanlık alanda yükseğe kurulmuş ağlar altında avlanmak için özel olarak yetiştirdikleri, ağ kaldırılsa bile özgürleşmek için ağın çizdiği sınırları aşıp uçamayan kuşlar gibi tek tek vurularak avlanabilir.

İktidar, boyun eğdirme ve cezalandırma yetkisine sahip otorite kaynağıdır. İktidarın meşruiyeti halkın gönüllü rızası ve yasalara dayanarak hüküm vermesinden ötürüdür. Bu vesileyle siyaset, devlet, iktidar ve hükümranlığın konuşulduğu her saha eş zamanlı meşruiyet sahasıdır. Bu minvalde iktidarlar süreklilik kazanmak ve meşru olmak adına araçlar kullanır. Teokratik rejimlerde ilahi bir güce dayandırılan korkutucu enstrümanlar, askeri rejimlerde zora, baskıya ve güce dayalı korkutucu yöntemler, demokratik rejimlerde hukuk ve seçimlere dayalı ikna ve zora dayalı araçlarla otoriteleri meşrulaştırmak amaçlanır. 

Demokratik görünümlü çoğu rejimde iktidarı  alıkoyan liderler, muhalefeti ordu, polis ve yargı eliyle susturur, tüm medya mecralarını kendi düşüncesi için propaganda aracına dönüştürür, eleştiri ve alternatif düşüncelere izin vermez. Öyle ki seçimlerde seçmene kendilerini onaylama dışında başka bir yol bırakmazlar. Seçmenler, ülkeyi işgal edecek veya zayıf bırakacak amansız düşmanların varlığına inandırılır. Tehlike demek her durumda sığınak ihtiyacı demektir. Korkutulan kitlelerin iktidar aygıtına sığınması sağlanarak seçimler peyderpey kazanılır.

ABD başkanlık seçimlerinde yıllarca Cumhuriyetçi adaylar Sovyet işgali ile halkı korkutarak oy topladılar. Bush ve oğlu J.Bush halkı köktendinci teröristlerle korkutarak seçimleri kazanmasını bildiler. Bugün bile Donald Trump, Çin’in ekonomik siyasal istilası ile halkı korkutmaya devam ediyor. Rus liderler, örneğin Putin, ABD ve Avrupa’nın Rusya’yı ekonomik ve askeri açıdan kuşatacağı tehdidiyle halkı korkutarak oy topladı. Türkiye'de halk uzun yıllar komünizm ve irtica tehdidiyle korkutulurken, SSCB’nin dağılmasının ardından bölücülük argümanı esas tehdit kavramı olarak kullanıldı. iktidarlar tarafından halka karşı uzun yıllar komünizm ve irtica tehlikesi ile mücadelenin önemi vurgulandı. 

Son yıllarda Türkiye’de mevcut iktidar tarafından amacı ülkeyi bölüp parçalamak, ülkede kargaşa yaratmak ve  ülke ekonomisini zayıf düşürmek için gece gündüz kötülük peşinde koşan ve adına dış güçler denen belirsiz bir düşmanın varlığı korkutma aracı olarak epeyce kullanılmaktadır. Sık tekrar ve her türlü olumsuzluğun bağlantılandığı dış güçler tehdidi hükümet taraftarlarınca ülkedeki tüm problemlerin kaynağı şeklinde savunulmaktadır. Muhalefet ve özgür basın mensupları yasadışı örgütlerle ilişkilendirilerek cezalandırılır. 2002 yılında 59.187 kişi olan tutuklu ve hükümlü sayısı 2020 yılı başında 297.019 kişi olmuştur.  Son altı yılda terör örgütü ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle 1.6 milyon kişi soruşturulmuştur. Dünyada nüfusu 1,6 milyonun altında olan 46 ülkenin varlığı bile Türkiye'de terör suçunun iktidara rıza göstermeyen halka karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığının açık ispatıdır. 

Korku, bulaşıcı olduğu gibi toplumda itaati derinleştiren ve beşerde iyileşmesi güç hasarlar bırakan yeni bir insan doğasını kurumlaştırır. İktidar tarafınca salınan korkunun ardından itaat ve biat eden halk tabakaları salt iktidara değil muhalefet partilerine de sığınır. Tehlike ve tehdit arttıkça sığınma artar, dolayısıyla gerilen siyasi zeminde kutuplaşma denilen çatışmaya müsait bir toplumsal gerginlik hali belirir. Polis, ordu ve yargı eliyle uygulanan baskı kısa ömürlüdür. Korku ve baskının dozajı arttırıldıkça memnuniyetsizliği artan halkta karşıt duygu olan ve o da tıpkı korku gibi bulaşıcı olan cesaret duygusu hızla yayılır. Bu nedenle görevi dışında faaliyetlere meylederek meşruiyetini kaybeden ve  halkın gönüllü rızasını kaybeden hiçbir iktidarın toplumu korku aracıyla uzun süre yönetebilmesi mümkün değildir. 

Elverişli bir araç olması sebebiyle korkunun hükmünden yaygınca faydalanılır. Ayıları, filleri, bilimum sirk hayvanlarını korku hükmü ile terbiye eden insan, kendi saltanatında da yönettiği toplumu korkutarak terbiye eder. Korku nasıl ki düşüncede var olup büyüyen bir dürtü ise korkunun panzehiri de yine düşüncede mevcuttur. Panzehiri var edip büyüterek korku dürtüsü söndürülür. Korkuyu aşmanın en etkili yolu, korku düşüncesi ortaya çıktığı andan itibaren doğru sorular sorarak tehdit algısı hakkında bilinmezliği bilinir, görünmezliği görünür kılarak tehlikeyle baş etmenin yollarını bulabilmektir. Örneğin siyasal baskıcı iktidardan korkan ve bunalan bir yurttaşın sorması gereken en önemli sorular şöyledir: Daha mutlu, daha huzurlu ve daha eşit olmak için ne yapmalıyım, daha özgür ve daha güvende hissetmek için hangi adımları atmalıyım, ekonomik ve sosyal imkanlarımı yükseltmek için hangi tercihlere yönelmeliyim? Daha müreffeh bir hayat, daha sağlıklı bir bünye için korkunun hükmünü alt etmek mümkündür. Görünmeden gözetleyerek korku yayan panoptikonun hükmüyle baş edebilecek en sağlıklı bünye, cesaret panzehirini içmiş fertlerin kurduğu kitlesel birliklerdir. Korku, doğduğu yerde, düşüncede ezilmelidir.

Seyfi Elçiboğa

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
1578 gün önce
1600 gün önce
1749 gün önce
1763 gün önce
1812 gün önce
1859 gün önce
1874 gün önce
1892 gün önce
1909 gün önce
1933 gün önce
1984 gün önce
1985 gün önce
1986 gün önce
2011 gün önce
2014 gün önce
2021 gün önce
2028 gün önce
2031 gün önce
2056 gün önce
2147 gün önce
2155 gün önce
2181 gün önce
2182 gün önce
2183 gün önce
2196 gün önce
2204 gün önce
2218 gün önce
2288 gün önce
2315 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=