Lütfen bekleyin..
ÖZET
Güvenlik gerekçeleriyle ihmal edilmiş bir bölge olan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile olan ilişkilerde, Türkiye’nin özellikle 2005 yılında attığı demokratikleşme reformlarıyla değişimeler yaşanmıştır. İki bölge arasında siyasi alanda artan işbirliği, özel sektörün bölgeye yatırımlarını arttırıcı bir etki yaratmış ve Türkiye’nin dış ticaret hacminde IKBY, 2005’ten sonra giderek yükselmeye başlamıştır. Çalışmamızda Türkiye-IKBY arasında diplomatik ve siyasi ilişkiler ele alınmış ve iki ülke arasındaki ticari ve enerji alanında ilişkileri incelenmiştir.
GİRİŞ
Irak, sahip olduğu siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerle Türkiye için önemli bir sınır komşusu olmuştur. Bölgede yaşayan Türkmenlerin durumu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin varlığı, PKK’nin bu bölgeyi bir üs olarak kullanıp Türkiye’ye gerçekleştirdiği saldırılar, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu enerjinin bu bölge tarafından karşılanması amacıyla yapılan girişimler, Irak’ın, Türkiye için ne kadar önemli bir bölge olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Irak’ın siyasal alanda istikrar sağlayamaması ve yönetimin demokratik olmayan yollarda el değiştirmesiyle birlikte Türkiye-Irak arasında sağlam ve ileriye dönük politikaların gelişmesini önlemiştir. Türkiye-Irak ilişkileri incelendiğinde özellikle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin varlığı politikalar üzerinde etkili olduğu görülmektedir. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, Türkiye açısından ciddi öneme sahip bir kavramdır. Irak’ta, Kürtlerin giderek fiili bir devlet oluşturma çabası, Türkiye açısından endişe verici olarak görülmüştür.
Özellikle PKK’nin, buradaki toprakları bir üs olarak kullanıp Türkiye’ye gerçekleştirdiği saldırılar ciddi bir güvenlik riski doğurmuş ve bu da ikili ilişkilerin, güvenlik temelli olarak ilerlemesine neden olmuştur. Özellikle 2003 müdahalesiyle birlikte bu endişeler ön plana çıkmış ve Türkiye ile IKBY arasında ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Türkiye’nin izlemiş olduğu bu politikalar, Irak’la ticari ve siyasi ilişkilerin gelişmesini engellemiştir.
Oysa Irak, sahip olduğu Pazar sahası ve enerji rezervleri ile bölgenin stratejik öneme sahip olan ülkelerden biridir. Ancak 2003 müdahalesinden sonra, özellikle 2005 yılında Türkiye’nin gerek içte demokratikleşme gerekse de çizdiği yeni dış politika vizyonu ile güvenlik temelli ilişkiler farklı bir boyuta evrilmiş, ticari ve siyasi ilişkiler kendisini göstermeye başlamıştır.
Uzun yıllar Irak’ın kuzey ve kuzeydoğu bölgesinde, merkezi hükümetin kontrolü dışında olan ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölge olarak anılan Kuzey Irak, günümüzde anayasal haklara sahip olan ve Ortadoğu denkleminde önemli bir yeri olan federal bir bölge statüsündedir. Türkiye’nin bölgeye karşı izlediği politikalar genellikle güvenlik temelli olmuş ve bu politikalar iki ülke arasında ticari ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi yönünde büyük bir engel teşkil etmiştir.
Özellikle sınır güvenliği ve PKK’nin bu ülkeden geçerek Türkiye’ye saldırması iki ülke arasında çatışmacı bir ortamın doğmasına neden olmuştur. Aynı şekilde bölgede bir Kürt devletinin kurulacak olması ihtimaline karşı Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik politika izlerken zamanla bu yöndeki eğilim Kürtlerin bu ülkede bir aktör olarak görülmesini engellemiş dolayısıyla ilişkilerde kopuklukların yaşanmasına neden olmuştur. Öyle ki Türkiye bölgede bir Kürt devleti kurulduğu takdirde bölgeye müdahale edeceğini sık sık gündeme getirmiştir. Bu çatışmacı ve uzlaşıdan uzak yöntem iki ülke içinde yıpratıcı bir zemin hazırlamış ve sınır güvenliğine bir katkı sağlamadığı gibi çatışma ortamının derinleşmesine de neden olmuştur.
Özellikle 2003 yılında ABD’nin Irak’a gerçekleştirdiği müdahale ile birlikte ortaya çıkan çatışmacı ve belirsizlik ortamı bölge ve Türkiye’yi tehdit algısıyla karşı karşıya bırakmıştır. Türkiye’nin bölge üzerinde giderek güç kaybetmesi ve olaylara müdahale etme kapasitesinin gerilemesi ile birlikte Türkiye’nin Kuzey Irak politikasının yeniden yapılandırılması konusunu gündeme getirmiştir. Yaşanan bu değişim gerek söylem gerekse de eylem üzerinde kendisini göstermiş ve ilişkiler farklı bir yöne doğru gelişmiştir.
Özellikle kırmızı çizgilerin, psikolojik engellerin ve korumacı reflekslerin ve hassasiyetlerin yerini soğukkanlılık ve rasyonel düşünce almıştır. Diyalog çerçevesinde gerçekleşen söylemlerin ekonomik ve siyasi alana taşınması amacıyla temaslar sürdürülmüş ve karşılıklı ziyaretlerin gerçekleşmesi hız kazanmıştır. | Devamı Yarın