Lütfen bekleyin..
2.2 Suriye
Osmanlı İmparatorluğu yıkılana kadar Türkiye ve Irak bu imparatorluğun bir parçası konumundaydılar. Osmanlı’nın dağılmasının ardından 1919 yılında toplanan Milli Kongre’de millî sınırlar tespit edilirken Musul bu sınırların içinde yer almıştır. Buna ek olarak Türkler Kürt yerleşim birimlerini Türk olarak kabul etmekteydiler. Ancak 1916’da imzalan Sykes-Picot antlaşmasıyla Musul Fransa’nın nüfuz alanı olarak tayin edilmiş, daha sonra da Fransa, 1919 yılında Ren Nehrinin doğu yakasında aldığı imtiyazlar ve Musul petrollerinden belirli pay karşılığında Musul’u İngiltere’ye terk etmiştir. Irak 1932 yılına kadar İngiltere’nin vesayeti altında kalmış ve 1950’li yıllara kadar de bu etki devam etmiştir. 1950’lerden sonra Ortadoğu’da belirginleşen SSCB-ABD bloğu Türkiye-Irak ilişkilerine de yansımıştır.
Saddam Hüseyin yönetimi döneminde Baas rejiminin bölgede girdiği savaşlar Türkiye-Irak ilişkilerinin belirginleşmesin de büyük etki yaratmıştır. Irak’ın girdiği savaşlarla istikrarsızlaşması ve ülkesindeki farklı güç odaklarını kontrol altına almaya zorlanmasıyla Türkiye açısından ortaya ciddi bir güvenlik zafiyeti doğmuştur. Bu güvenlik tehdidi Kuzey Irak’ta varlık gösteren PKK’nin Türkiye’ye yönelik saldırılarının artması kaynaklı olmuştur. Bağdat’ın Kuzey Irak üzerinde giderek etkisini kaybetmesi muhtemel bir Kürt devletinin kurulması endişelerini güçlendirmiş ve konu Türkiye’nin Irak’a yönelik birinci dış politika önceliği arasına girmiştir. İlişkileri etkileyen bir diğer konu ise Musul sorunu olmuştur. İngiltere gibi bir ülkenin Milletler Cemiyetinde söz sahibi olması Musul’un kaderini belirleyen en önemli etki olmuş ve Musul MC kararıyla Irak’a bırakılmıştır. O dönemde Türkiye, İngiltere gibi güçlü bir ülkeyle karşı karşıya gelmemek için bu kararı kabul etmiştir. Musul’un Irak topraklarında kalması koşulu ile Türkiye buradaki petrollerden 25 yıllık süreyle %10’luk bir pay alma hakkını kazanmıştır. Ancak kararın alınmasından sonra Türk kamuoyu Musul’un Misak-i milli sınırları içerisinde olduğunu ve Musul’un Türkiye’de kalması gerektiğini dile getirmişlerdir. Öyle ki, bu sorun gelecekte de gündeme gelecek ve 1991 yılından Türkiye’de bazı kesimler Musul’un geri alınması için ABD’nin yanında savaşa girilmesi gerektiği fikrini savunacaktır.
Irak’ta varlık gösteren Kürtlerin silahlı eylemleri ilişkiler arasındaki bir diğer sorun olmuştur. Kürtlerin silahlı eylemlerde Irak’a komşu bazı ülkelerin topraklarını kullanmaları hem Türk-Irak ilişkileri hem de Irak’ın bölgedeki diğer ülkelerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Özellikle Kürt isyanlarının bastırılması amacıyla Irak ordusunun havadan düzenlediği harekâtlarda birçok kez Türkiye’nin hava sahasının ihlal edilmesi ve Türkiye sınırındaki köylerin bombalanması ilişkileri gerginleştirmiştir. 1980’lerle birlikte PKK’nin Türkiye’ye yönelik artan silahlı saldırılarla birlikte, Ankara bu saldırıların Irak topraklarında takip edilebilmesi için Bağdat ile 1983 ve 1984 yılında güvenlik anlaşmaları imzalamıştır. 1983 yılında imzalanan “sınır güvenliği ve işbirliği” antlaşmasıyla birlikte her iki ülkede birbirine önceden haber vermek şartıyla birbirinin topraklarında “sıcak takip” yapabilecekti. Böylece Türkiye bu anlaşmaya dayanarak 26 Mayıs 1983 yılında Kuzey Irak’a ilk askeri operasyonu yapmış ve bunu fırsat bilen Irak yönetimi de güneyden KDP ve PYD’ye operasyon başlatmıştır. Bu operasyonda PKK’den çok KDP ve PYD zarar görmüştür.
Irak’ın, Türkiye’ye kendi ülkesinde sıcak takip hakkı vermesinin nedeni PKK’nin kontrol altına alınmasından ziyade, tek gelir kaynağı olan petrolün Türkiye üzerinden pazarlanıyor olmasıdır. Irak iki ülke arasındaki ticaretin zarar görmemesi ve petrol arzının tehlikeye ye düşmemesi için Türkiye sıcak takip hakkı vermiştir. İran-Irak savaşının sona ermesiyle birlikte Bağdat yönetimi sıcak takip hakkı veren protokolü iptal etmiş; ancak Türkiye bu hakkı kullanmaya devam etmiştir. Çünkü Irak girdiği savaşlarla iyice güç kaybetmiş ve Kuzey bölgesinde büyük ölçüde otoritesini kaybetmişti. Oluşan bu otorite boşluğu yüzünden PKK’nin Türkiye yönelik saldırıları artmış, dolayısıyla Türkiye sıcak takip hakkını veren anlaşmanın iptal edilmesine rağmen kendi güvenliği açısından bu hakkı kullanmaya devam etmiştir. PKK’nin faaliyetlerini engellemek ve gücünü kırmak için Turgut Özal Talabani ve Barzani ile birlikte bir takım girişimlerde bulundu.
Bu girişimler sonucunda Talabani ve Barzani PKK’ye karşı tavrını sertleştirmiştir. Celal Talabani liderliğindeki KYB ile Mesud Barzani’nin yönetimindeki KDP, Kuzey Irak’ta Kürtlerin denetimi altına olan bölgede PKK’ye karşı çatışmışlardır. Ancak Türkiye ile KYB arasında ve KDP ile PYD arasında ilişkiler gerginleşmeye başlayınca PKK yeniden Kuzey Irak’taki nüfuzunu genişletme imkanına sahip olmuştur. 2000’li yıllardan sonra Kuzey Irak’tan gelen PKK saldırılarının artmasıyla birlikte Kuzey Irak’a harekat düzenlenmesi konusu yeniden gündeme gelmiştir. Bu kapsamda 2008 yılında Kuzey Irak’a Güneş harekâtı düzenlenmiştir. Bu harekâtta Bağdat yönetimi ile Türkiye arasında sıkı bir istihbarat paylaşımı yapılmış ve vurulacak noktaların bilgi paylaşımı yapılmıştır. Bu harekâtta Kuzey Irak’ta bulunan PKK’nin genellikle bir üs olarak kullandığı Zap bölgesine operasyonlar yoğunlaşmıştır.
Yapılan bu operasyon ABD ve Türkiye’nin bu konuda uzlaştığını gösteriyordu. Harekâtın başlamasından bir hafta sonra ABD Savunma Bakanı Robert Gates Türkiye’yi ziyaret etmiş ve ziyaretinden bir gün sonra ise Türk askerleri Irak’tan geri çekilmeye başlamıştır. Bu da ABD’nin emrini yerine getirerek saldırının son bulduğu eleştirisinin yapılmasına neden olmuştur. | Devamı Yarın