Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (17)

07 Ekim 2014, 18:11 - Okunma: 2439

2003 Mart öncesinde Türkiye sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesi için bir takım girişimlerde bulunmuş ve Irak’ı Uluslararası toplum ve BM ile işbirliği yapması için Saddam’a çağrıda bulunmuş ve BM kararı olmaksızın ABD’nin Irak’a saldırmaması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak ABD, Irak’ı vurmakta kararlı olduğunu ve Türkiye’nin bu müdahalede dışarıda kalmaması gerektiğini dile getirerek Kuzey Irak’a içe doğru 30 km’lik bir tampon bölge kurulması gerektiğini söylemiştir. 6 Şubat 2003 tarihinde ABD’nin, Türkiye’de haberleşme ağlarının kullanılmasına yönelik bir anlaşma imzalanmıştır. Türkiye’yi temsilen Büyükelçi Deniz Bölükbaşı ve ABD’yi temsilen Marisa Lion’un başkanlık ettiği ve iki ülkenin de Dışişleri Bakanları ve yetkili makamları tarafından yürütülen müzakereler sonucunda mutabakat muhtırası” imzalanmıştır.  Böylece bu muhtıra ile askeri tesis ve limanlarımızda yürütülecek inşaat ve altyapı çalışmalarında ABD personelinin hukuki statüsü ve söz konusu faaliyetlerin tabii olacağı ilke ve kurallar belirlenmiştir. 

ABD, Irak’a gerçekleştireceği müdahale konusunda kararlı davranmış ve neticede bölge ülkeleri ABD ile ortak hareket etmek zorunda kalmıştır. 1990 Savaşıyla birlikte Türkiye’nin içine girdiği güvenlik, siyasi ve ekonomik problemlerin verdiği tecrübe ile Türkiye müdahaleyi engellemek için birçok girişimde bulunmuş; ancak ABD’nin bu konudaki tavrı bütün bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Türkiye, çekincelerini ve endişelerini ABD’ye iletmiş ve bu konudaki en büyük endişesi ise Irak’ta kurulması muhtemel bir Kürt devleti olmuştur. Bu konuda Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini ABD’ye iletmiştir.  Ayrıca Kerkük ve Musul bölgesinin Kürtler tarafından kontrol edilmesi endişesi ve buradaki Türkmenlerin bölgeden çıkarılması gibi endişeler Türkiye’nin bu harekâttaki endişelerin başında gelmektedir. Bu endişeleri Türkiye, hem ABD’ye hem de bölgedeki Kürt gruplara iletmiştir. Ankara 25 Aralık 2002 tarihinde Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani ile Irak Türkmen Cephesi lideri Sanan Ahmet Ağayı bir araya getirmiş ve ortak bir basın toplantısında dostluk ve işbirliği imajı vermiştir.   Netice itibari ile ABD’nin müdahalesi, Irak için yeni iç siyasal dengelerin oluşmasına neden olmuş ve bölge ülkelerinin Irak politikasında ortaya çıkan yeni aktörlere göre politika belirlenmesinin önemi ortaya çıkmıştır. Özellikle Kürdistan Bölgesi yeni bir aktör olarak yükselmeye başlamıştır. 

Türkiye-Kürdistan ilişkileri ele alınırken karşımıza güvenlik sorunu ve PKK’nin, Kürdistan Bölgesini bir üs olarak kullanıp Türkiye topraklarından saldırması sorununu karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunlar 1980’lerden sonra sıkça gündeme gelmeye başlamış ve 2003’e kadar önemli bir gündem olarak yerini korumuştur. 2003 yılına gelindiğinde daha düşük bir yoğunlukla seyretmeye devam etmiştir. Türkiye’nin “kırmızıçizgisi” olarak adlandırılan Irak’ta bağımsız bir Kürdistan devletinin kurulması da bu dönemden sonra yoğun olarak gündeme gelmiştir. Kürdistan Bölgesinden, Türkiye’ye yönelik saldırı, PKK faaliyeti veya Türkmenlerin durumu Türkiye’nin, Irak’a karşı izlediği dış politikada belirleyici olmuş ve bu durumlardan birinin ihlal edilmesi durumunda ve Kürdistan Bölgesinden gelecek bir tehdit durumunu Türkiye bir savaş sebebi olarak sayacağını dile getirmiştir. Dolayısıyla Türkiye, Kürdistan Bölgesi’ni yakından takip etmeyi vazgeçilmez bir politika olarak görmüştür. Ne var ki Ortadoğu’da tarihsel geçmişi eskilere dayanan Kürtlerin bölgedeki varlığını kabul etmeksizin bu coğrafyada etkin bir güç olunamayacağının farkına varan Türkiye için, güvenlik endişeleri, Türkmenlerin durumuyla ilgil, kaygılar, zamanla yerini diplomatik ve ticari ilişkilere bırakmaya başlayacaktır. 2003’ten sonra çok boyutlu dış politika vizyonu çerçevesinde Kürdistan Bölgesi ile ilişkilerin günümüze kadar geleceği bir süreç yaşanacak ve Türkiye Ortadoğu’da doğan güç boşluğunu doldurmak için Irak ve Kürdistan’ı yakından takip edecektir.

3.2 2003 Sonrası Dönem

3.2.1 Siyasi ilişkiler

Türkiye 2004 yılında, Ortadoğu, AB ve ABD arasında dengeleyici ve başarılı bir dış politika geliştirmiş; ancak bu halkanın zayıf noktasını Irak oluşturmuştur. Çünkü Türkiye, Bağdat yönetiminin devrilmesi sonucunda ortaya çıkan siyasal boşluğu doldurmakta zorlanabileceğini görmüştür.  Bu farkındalık Irak’ta anayasanın kabul edilmesiyle birlikte iyiden iyiye ortaya çıkmış ve Türkiye için hayati önem taşıyan; güvenlik sorununa yol açmasından endişe edilen “Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması” ilkesi önemini yitirmiştir. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğü ilkesini savunurken burada Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma olasılığı üzerinden bir politika yürütmemiştir. Böyle bir tavrın Türk-Kürt çatışmasına neden olabileceğinin, büyük bir Kürt nüfusa sahip olan Türkiye’nin iç siyasal kargaşalarının artmasına ve PKK’nin etki alanının genişlemesine neden olabileceğinin farkında olduğunu göstermeye başlamıştır. 
Irak işgalinin bölgeye kazandırdığı önemli bir gelişme Kürdistan Bölgesinin giderek güç kazanmasıdır. Saddam yönetiminin güvenilmez olduğunu anlayan ABD, Irak Kürdistan’ının rolünü arttırma sürecinin temellerini, İran-Irak Savaşı ile birlikte atmış, Kuveyt’in işgali ile hızlandırmış ve 2003 yılına gelindiğinde Kürdistan Bölgesinin, Irak içinde giderek konumunu ve gücünü arttırmıştır. 2005 seçimlerinde büyük kazanımlar elde eden Kürdistan Bölgesi artık Irak içerisinde otorite haline gelmiştir. Ocak’ta yapılan bu seçimler Türkiye gündeminde de önemli yer edinmiştir. Bu seçimlerde öne çıkan konu Kerkük’ün geleceği ve statüsü konusu olmuştur. Bölgesel yönetimin Kerkük’ü kendi topraklarına dahil etme arayışları ve demografik yapıyı deştirerek buraya Kürt göçünü arttırması Ankara’nın tepkisine yol açmış ve seçimlerin adil bir ortamda yapılması için Irak’a sürekli tenkitlerde bulunmuştur. Türkiye ile Barzani arasında Kerkük konusunda seçim öncesinde sert tartışmalar meydana gelmiş ve Türkiye aksi bir durumun çıkması halinde seçimleri tanımayarak askeri müdahale dahil her seçeneğin göz önünde bulundurulacağını dile getirmiştir.  Aynı şekilde Kürdistan Demokrat Partisi de Kerkük’ün önemine vurgu yapmış ve Neçirvan Barzani, Kerkük konusunda taviz verilmeyeceğini dile getirmiştir.  

Kerkük bu dönemde Türkiye ve Kürdistan arasındaki en ihtilaflı sorun olmuş ve Türkiye, Kerkük’ün konumu ve geleceği konusunda söz sahibi ülke rolünü üstlenmiştir. Bir dönem Saddam döneminde demografik yapısının değiştirilmesi ile ilgili atılan adımlar, müdahaleden sonra Kürdistan Bölgesi tarafından da uygulanmaya başlanmış ve durum Türkiye’nin tepkisine yol açmıştır. Türkiye, Kerkük’e yönelik uygulanan bu nüfus politikası konusundaki rahatsızlığını dile getirmiş ve bu göçlerin hukuk dışı olduğunu ve konunun BM Güvenlik Konseyine götürülmesi gerektiğini savunmuştur.  Dönemin Dışişleri Bakanı Namık Tan bu konuda yaptığı açıklamalarda, Irak’ın farklı katmanları arasında husumet tohumları ekebilecek, Irak’ı arzu edilmeyen bir anarşi, güvensizlik ve iç çatışma ortamına sürükleyebilecek söylem ve teşebbüslerden kaçınılması gerektiğini dile getirmiştir.  

Namık Tan’ın yapmış olduğu Kerkük açıklamalarından sonra Türkiye’de diğer kamu kurumları da tepkilerini dile getirmiş ve yine aynı şekilde, dönemin Genel Kurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ, 26 Ocak’ta yaptığı bir açıklamada, yaşanan bu durumun iç savaşa yol açacağını söylemiş ve ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da böyle bir durumda faturanın BM ile koalisyon güçlerine çıkacağı açıklamasını yapmıştır. Yaşanan bu gerilime bir süre sonra ABD de müdahil olmuş ve anlaşmazlıkların bölgede kendi politikalarını uygulama yolunda bir engel olduğu için iki tarafa da sorunun barışçıl yoldan çözülmesi gerektiğine vurgu yaparak yapıcı bir rol oynamıştır. ABD kamuoyu, Türkiye’nin Ortadoğu’da istikrarı sağlayacak bir güç olabileceğini ve Ermenistan ile sınır kapısının açılmasıyla bölgede ticaretin artabileceği analizleri yapılırken, Bush yönetiminin Türkiye’den beklentilerinin ve isteklerinin açıkça ifade edilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. ABD, Irak Kürdistanı’nın yönetimi konusunda Türkiye’den beklentileri olduğuna vurgu yapmış ve Kürdistan-Türkiye arasındaki sorunların barışçıl yollardan çözülmesi için diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Kürdistan Bölgesinin, Türkiye ile ortak hareket etmesi ve Irak petrollerinin Türkiye üzerinden bu iyi ilişkiler sayesinde Türkiye üzerinden uluslararası pazara sunulması, ABD için hayati bir önem taşıyordu. Bu nedenle ABD, Türkiye’den hem dış politikada Kürdistan Bölgesi için hem de, iç politikada Kürtler için adımlar atmasını talep ediyordu. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi ile diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi ve Kürtlerle ilgili adımların atılması gerektiğini söylemelerinde sık sık dile getirmiştir. Böylece Türkiye, içte bir demokratikleşme içine girmiş olacak ve AB ile üyelik noktasında önemli bir adım olacaktı.   

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3018 gün önce
3243 gün önce
3438 gün önce
3538 gün önce
3597 gün önce
3821 gün önce
3891 gün önce
3898 gün önce
3961 gün önce
4150 gün önce
4162 gün önce
4185 gün önce
4237 gün önce
4274 gün önce
4275 gün önce
4297 gün önce
4362 gün önce
4460 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=