Lütfen bekleyin..
Bir taraftan yaklaşan 1 Kasım Genel Seçimleri üzerine milletvekili adaylarıyla yaptığımız özel röportajlar, bir taraftan da 20 Sen 1 Ben konseptindeki röportaj serimiz tüm heyecan ve akıcılığıyla devam ediyor. Bu hafta 20 Sen 1 Ben konseptindeki röportajımızın konuğu İletişimci ve İş yaşantısında başarılı bir hanımefendi olan Emine Tuncer’i ağırladık. Aslında Emine Hanım bizi ağırladı desek daha doğru olur; çünkü geçen hafta doktora eğitimim için bulunduğum İstanbul’da bir gününü bizlere ayırıp, memleketimizin sıcak misafirperveliğini İstanbul’a taşımış olan Emine Hanım, doğayla iç içe olan bir ortamda bizi ağırlarken bu röportajı gerçekleştirmiş olduk…

Kendinizi tanıtır mısınız?
Emine Tuncer 1971 Batman doğumlu, evli ve üç çocuk annesi. Ticaretle uğraşan, yerel bir gazetede hayata dair yazılar yazan, doktora eğitimine devam etme kararı alan, öğrenmenin su gibi hava gibi elzem olduğuna inanan, arkasına bakmayı sevmeyen yüzü hep ileriye dönük. Toplum sorunlarına duyarlı. Kadınlar ve çocuklar konusunda son derece hassas, sosyal projeler üreten ve destek veren. Hayatının merkezinde inandığı değerler olan kimi zaman sert çoğunlukla merhametli biri.
Sizi tanımlayan duygu nedir?
Sevgi.
İnsan ilişkilerinde en çok sevdiğiniz ve sevmediğiniz yönünüz?
Sevdiğim: Empati yeteneğim.
Sevmediğim: Mükemmeliyetçilik yani hata affetmemek.
Bugüne kadar kaç tane kitap okudunuz, okuduğunuz bu kitaplardan en çok beğendiğiniz hangisi ve bu kitaptan almış olduğunuz bir mesajı bizimle paylaşır mısınız?
Sayısını hatırlayamayacağım kadar okudum. Tasavvufla ilgili okuduğum kitaplar hayata bakış açımı değiştirip, geliştirdiği için önemserim. Yeni başlayanlar için Amak-ı Hayal’ i önerebilirim, Filibeli Ahmet Hilmi’nin eseri..“Kamil insan mayası, her zerrede doğal olaraktan her insanda mevcut bu mayanın kabarması için sıcaklığa ihtiyaç vardır bu sıcaklık dediğimiz hususta sevgiden başka bir şey değildir”. Tasavvuf okumaları bu sevgi ateşini körükler besler.
Bir de iletişim alanın da aldığım beden dili eğitimi ile ilgili kitaplar beni çok etkilemiştir. Herkese tavsiye ederim. İletişimde biliyoruz ki sözlerin etkisi %25 ise beden dilinin etkisi % 75’tir. Beden dilini doğru çözümlerseniz iletişim kazalarına uğrama oranınız azalır.
En sevdiğiniz şiir ve bir bölümü?
En sevdiğim şiir:
Her şey akar, su, tarih, yıldız,insan ve fikir.
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat:
Şu çıkan butla bak, bu inen suya inat!
N.F. Kısakürek.

Kürt Müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok seviyorum. Dengbej kadınlarımızla ilgili bir belgesel izlemiştim. Onların, çektiği acıları şiirleştirip, hissettiklerini anlık dile getirmeleri beni hep etkilemiştir. Kaliteli olan, emek olan, duygu olan örneklerini dinlerim.
Mesleğinizden memnun musunuz, tekrar bir meslek seçecek olursanız hangi mesleği seçersiniz?
İletişimle ilgili her meslek benim için keyifli.
Zenginlik ve fakirlik kavramları size neyi çağrıştırır?
Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim. Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni…
Elinizde sihirli bir değnek ve bu değneği üç kez kullanma hakkınız olsaydı; neler yapmak isterdiniz?
Savaşlar bitsin, insanlar açlıktan ölmesin, İlahi bir düzen dünyada hüküm sürsün.
Batman sizin için ne ifade ediyor? Bize çocukluğunuzun Batman'ını anlatır mısınız?
Batman: Aidiyet, çocukluğum ve babamı, baba ocağını ifade ediyor… Sokaklarda oynanan oyunlar, sıcacık insan ilişkileri, geniş aile ve ne yazık ki artık unutur gibi olduğumuz güven ortamı.
Batman’ın sorunları var mı, varsa en önemli gördüğünüz sorunlar nelerdir?
Huzur, işsizlik, eğitimde kalitesizlik.
Hayal ettiğiniz bir Batman var mı; varsa nasıl bir hayal?
Huzurlu, ekonomik anlamda gelişmiş, çocukların hak ettiği eğitimi aldıkları, spor yaptıkları, müzik yaptıkları, oyun alanlarının olduğu bir Batman.
Size göre “Kürt Sorunu” nedir?
“Kürt sorunu” dediğimiz olay Tanzimat dönemine kadar giden 1980’den sonra PKK sorunu olarak adlandırılan bir sorundur. Bu sorunun çözümüne yönelik sosyal ve kültürel birçok adım atılmış olmasına rağmen siyasal anlamda başarısız olunduğundan aynı sorunlar günümüze kadar taşınmıştır. Dönem dönem ciddi haksızlıklara maruz bırakılan Kürt halkı, yok sayılarak, hor görülerek birçok anlamda yaralar almıştır. Artık bu yaralar sarılmaya başlanmış devlet, Kürt halkının haklarını geri vermek için adımlar atmaya başlamış olmasına rağmen yeterli olamadığı görünüyor. Devlet yaraları sarmaya çalıştıkça bazı güçler de yaraları kaşımaya devam ediyor. Çözüm için belli bir coğrafyada ayrışma ve iktidar paylaşımı şeklinde talepler olduğu sürece de çatışmasızlık ve uzlaşma imkânsız gibi görünüyor.
“Kürt Sorununun” çözümü için ne yapılmalıdır?
Silahlardan vazgeçilmeli. Silahlı hiçbir oluşuma destek verilmeden, Devlet de ana şefkati ile halkını kucaklar, halk da ümmet bilinci ile bir arada yaşamaya gayret gösterebilirse sorunların çözüleceğine inanıyorum
Aristo insan tanımında “insan politik bir hayvandır” derken Descartes “insan düşünen bir varlıktır” der. İbni Haldun ise; “insan geleneklerin ve alışkanlığın çocuğudur” der. Siz, İnsan tanımlaması yapacak olsanız İnsanı nasıl tanımlarsınız?
İnsan yaratılmış en mükemmel varlıktır.
Günümüz Türkiye’sinde birey gerçekten “ben kendimim” diyebiliyor mu, örneğin hiç tereddütsüz kendiniz olabiliyor musunuz?
Olabiliyorum. Olmak zorundayız.
En çok özgürlüğünüzü mü yoksa güvenliğinizi mi düşünürsünüz? Neden?
Güvenliğim önemli. Güvenli olmayan bir ortamda hiçbir düşünceyi özgürce ifade edemezsiniz.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması gerektiğine katılıyor musunuz?
Din hayatın her alanında belirleyicidir. Prof. Dr. Ortaylı’nın şu ifadesine aynen katılıyorum:
“Din ve Devletin ayrılması Yahudilik ve Müslümanlıkta imkansızdır. Çünkü her iki dinde de din, insanların 24 saatini ayarlar. Sadece devletle olan ilişkilerini değil, özel hayatlarını, nasıl yiyip içeceklerini, karı-koca arasındaki ilişkileri ve devletle olan ilişkiyi ayarlar. Devlet ile din iç içe geçmiştir. Devletin görevi, insanların dini ibadetini hazırlayabilmektir. Bu son nokta çok önemlidir. Çünkü çağdaş toplumlarda devlet düşmanlığı bir motif alarak yer almaktadır. Bu desteklenecek bir görüş değildir ve tarihi gelenekle de bağdaşır bir yönü yoktur. Devlet ve devletin aygıtı olan bürokrasi ve ordu, insan hayatının toplum hayatının vazgeçilmez iki unsurudur. Dini görevimizi yerine getirmek için de bu ikisinin ayakta olması, kuvvetli olması şarttır.”
Günümüz gençliğini maneviyat açısından nasıl görüyorsunuz?
Toplumun en önemli unsurlarından biri gençliktir. Genç oranı fazla olan bir ülkeyiz, gençlik maneviyat yönünden ne kadar güçlü olursa toplum da o derece huzurlu olur. Bunu sağlamak meşakkatli bir iş ve gençliği bu anlamda sıkıntılı görüyorum. Tüm dünya gençliği için bu sıkıntı söz konusu Prof. Kemal Sayar’ın dediği gibi “modern şehrin üzerinde melekler dolaşmıyor” ailelere bu anlamda ciddi vazifeler düşüyor. Herkes kendi kapısının önünü temizlemekle başlamalı.
Haşr suresi 18. Ayet; “Her insan, geleceğe ne gönderdiğine baksın.”
Kıyamete 24 saat kaldığını bilseydiniz bu saatlerinizi nasıl geçirirdiniz?
Sevdiğim ve tanıdığım insanlarla helalleşmeye gayret gösterip tövbe istiğfar ederdim…
Emine Tuncer: Şimdi de röportaj konseptiniz gereği soru hakkımı kullanıyorum: Siz de babasınız, Allah bağışlasın iki tane dünya tatlısı evladınız var. Gençliğin bozulan maneviyatı sizi nasıl tedbirler almaya itiyor. Kısacası sizin reçeteniz nedir?
Ferit Tunç: Öncellikle İstanbul’da bu güzel atmosferde bizleri ağırlayıp, sorularımızı içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkürler. Evet, hamdolsun Rabbime bana baba olmayı nasip ettiği için. Tabi çocuklarım daha çok küçük, henüz bir çevre edinecek yaşa çok var; ama açıkçası gençliğin içinde bulunduğu neredeyse harabeye uğramış maneviyat atmosferi çocuklarım için beni şimdiden korkutup, kaygılandırıyor. Dolayısıyla bu korku ve endişeyi bertaraf etmek için şimdiden bir reçete çıkartmak gerek ve o reçete de hiç şüphesiz Kuran-ı Kerimin belirlediği yol olan İslami reçetedir. Zaten gençliğimizin maneviyattan uzaklaşmasının en büyük nedeni de Kuran’dan kopup siyasi bir yaşam içine girmeleri veya sürüklendirmeleridir. Gençliği kazanmanın ve manevi atmosferi tekrar yaşamanın yolu hiç şüphesiz Kuran reçetesidir; aksi takdirde içinde bulunduğumuz modernitenin dayattığı sekülerizm gençliği hepten yutacak ve hepimiz bundan sorumlu olup, bunun hesabını en ağır şekilde vereceğiz…
