Lütfen bekleyin..
3.3 Demokratik Açılımın İlişkilere Etkisi
Türkiye’de 2000’li yıllardan sonra yaşanan değişim, ülkenin birçok alanında kendisini göstermiştir. Seçimlerin ardından dış politikada ve ülke genelinde revizyonist politikalara gidilmiştir. 2003 Mart tezkeresi ve Irak’ta yaşanan değişim süreci, Kıbrıs sorununun çözülmesine yönelik atılan adımlar ve Annan Planı gibi konular dış politikada atılan adımlar ve ardından 2004 yılında Türkiye’nin, Avrupa Birliği tam üyelik başvurusu sonraki dönemlerde izlenecek yol haritasının taslağını oluşturmuştur. 2004 Aralık ayı sonunda AB zirvesinde uzun tartışmalar sonunda Türkiye’nin 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelerin başlatılması konusunda görüş birliğine varılmıştır. Bu süreç Türkiye’de var olan Kürtlerin siyasi geleceklerine dair kilit bir önem taşımakta ve Kürt sorunu konusunda atılacak konular için hukuki bir zeminin oluşmasında büyük ölçüde etkili olmuştur. 2002-2004 yılları arasında AB ile uyum kapsamında 8 uyum paketi, 2001-2004 yılları arasında da 2 Anayasa paketi meclisten geçmiş ve toplumsal zeminin oluşması için ilk hukuki adımlar atılmıştır. Kürt sorunu ile ilgili süreç 2005 yılında yaşanmaya başlanmış ve İngiltere bölgesel politikalarındaki çıkarları çerçevesinde Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasını birbirine bağımlı hale getirmişlerdir. 2005 müzakerelerinde Türkiye’nin, AB’ye üyeliği için yapılan müzakerelerde İngiltere’nin, yoğun olarak Kürtler hakkında yoğun talepleri olmuştur. Haziran ayında Ankara’da toplanan AB Büyükelçileri, Erdoğan’la bir araya gelerek Kürt sorunu ve Güneydoğuda atılması gereken adımlar hakkında bazı açıklamalarda bulunmuşlardır. Aslında Kürt sorununa yönelik çözüm arayışları Türkiye’nin tarihsel arka planına bakıldığında geçmişi eskilere dayanan bir konudur. Ancak siyasi nedenlerden, askeri vesayet ve toplumsal ittifakın kurulamaması gibi nedenlerle hep ertelenmiş bir konu olduğu görülmektedir. Ancak 2003’te ABD’nin, Irak’a gerçekleştirdiği müdahale sonrasında konunun bir an önce çözülmesine hız verilmiştir. AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması ise bunun tetikleyicisi olmuştur. 2003 Irak müdahalesi ile birlikte bölgede giderek artan şiddet ve güvensizlik ortamında etnik çatışmalar meydana gelmiş, Irak’ta bulunan Kürdistan Bölgesi giderek güç kazanmış ve bu bölgeden Türkiye’ye yönelik PKK saldırıları artmıştır. PKK’nin, Kürdistan Bölgesi topraklarını kullanarak Türkiye’ye yaptığı saldırılar Kürdistan-Türkiye ilişkileri olumsuz yönde etkilemiş ve dış politikada ortaya çıkan bu zafiyete önlem olarak içeride demokratik adımların ve Kürt sorununun çözülmesi girişimleri başlatılmıştır. Böylelikle PKK’nin ülke içinde aldığı desteğin kırılacağı ve sınır güvenliği konusunda da alınacak tedbirler sayesinde bu sorunun çözülmesi planlanmıştır. Bu bağlamda sorunun çözümü için ilk start 2005 yılında verilmiş ve günümüze kadar devam edegelen bir süreç başlamıştır.
2005’te Diyarbakır’a ziyaret düzenleyen Başbakan Erdoğan “Kürt sorunu benim sorunum diyerek” sürecin başlatılması için düğmeye basıldığının sinyalini vermiş ve bundan sonraki dönemde bu konuda hükümet nezdinde adımlar gelmeye başlatılmıştır. Erdoğan geçmişte hataları yapıldığını ve bu hataları yok saymanın büyük devletlere yıkılmadığını ifade ederek, geçmişten yapılan hatalardan ders çıkarılıp, geleceğe yönelik adımların atılmasını gerektiğini ifade etmiştir.
Türkiye uzun süreden beri mücadele ettiği PKK ile Kürt halkı arasında olan iletişimin kesilmesi için demokratik adımları atmaya gayret göstermiş ve gerek ABD ile gerekse de Irak Merkezi Hükümet ve Kürdistan Bölgesi ile yoğun diplomasi trafiğine başlamıştır. AK Parti hükümeti söylemlerinde sürekli olarak PKK ile Kürt halkı arasındaki farklılığa vurgu yapmıştır. Bu söylemlerle içte PKK’ye olan destek kırılmaya çalışılırken, Kürdistan Bölgesi ile diplomatik temaslar başlatılmıştır. 2005 Aralık ayında MİT Müsteşarı Emre Taner, Barzani ile bir araya gelerek Kürdistan’ın geleceği, Kürtler ve PKK konusunda görüş alışverişinde bulunmuşlardır. Bu görüşmede Türk tarafını Kürdistan Bölgesindeki Kürt oluşumun Türkiye sınırlarına taşmaması şartıyla bu oluşumlara eskisi gibi sert bakmayacağını ifade etmiştir. KDP lideri Barzani’nin ise Kürt oluşumunun tanınması, çifte vatandaşlık, öğrenci alışverişi, Kürt Harp Okulunun kurulması için işbirliği gibi talepleri olmuştur. Bu görüşme sonrasında Türkiye’nin, Kürdistan’a yönelik politikasının değiştiğine dair yorumlar yapılmış ve Kürt sorunu çözümünde atılan adımlar bunun bir altyapısı olarak algılanmıştır. 2003 müdahalesi sonrasında Türkiye’nin sürekli olarak Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde açıklamalar yapmış, bunu tetikleyen en büyük etken ise geçmişte PKK’nin bu toprakları Türkiye’ye saldırmasında bir üs olarak kullandığı gerçeği yatmıştır. Elbette sadece bu söylem bu konuyu açıklamada tek başına yeterli olmamaktadır. Türkiye’nin cumhuriyetin kurulmasından sonra girdiği milliyetçilik ve tek dil, tek bayrak söylemi de bunun tetikleyicisi olmuştur. Çünkü kurulacak bir Kürdistan Bölgesinin zamanla Türkiye topraklarına da sıçraması ve Doğu-Güneydoğu bölgesinde ayrılıkçı bir devletleşme hareketinin oluşmasından endişe edilmiştir. Bu endişeler zamanla terk edilerek ortak bir zeminin oluşması için faaliyetler yürütülmeye gayret edilmiş ve Türkiye’de, Kürtlere siyasal, kültürel hakların tanınması için adımlar atılmaya gayret edilmiştir. Kürdistan ile Türkiye arasında jeo-stratejik, jeo-kültürel ve jeo-ekonomik alanlarda işbirliği yapılması için vizyon çalışmaları 2005’ten sonra hız kazanmıştır. Özellikle Türkiye’nin dış ticaret açığında önemli bir kalem olan enerji harcaması için gelecek vaat eden Kürdistan Bölgesi, hükümet için zamanla daha stratejik bir önem taşıyacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin Kürt sorunun çözülmesi için attığı adımları değerlendirirken birkaç çerçevede değerlendirmek gerekir. Bunlar Kürtler üzerinden Kürdistan ile stratejik, ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirmek, İran’a yakın olan merkezi hükümete karşı dengeleyici bir politika izlemek ve nihayetinde Kürdistan ile enerji alanında işbirliğine gitmek olarak sıralanabilir.
Türkiye’nin değişen Kürt algısı, 1999 yılında AB rotasına girmekle beraber değişim göstermiş ve 2005 yılından sonra bu algı hızlı bir değişim göstermiştir. Kültürel, siyasal haklar ve temsil konusunda kaydedilen gelişmeler, dış politikaya da yansımış ve Kuzey Irak’la sınırlı kalan miyop bakış, yerini Irak’ın bütününü kapsayan bir politikaya bırakmıştır.
Kürtlerin, Irak içerisinde giderek güçlenen konumu ve bölgedeki otoritesi, salt güvenlik politikalarına kurban edilemezdi. Bu kapsamda içeride yapılan reformlarla Kürt sorununun barışçıl bir yoldan çözülmesi Kürdistan ile ilişkileri olumlu yönde etkilediği gibi 2005 yılında PKK saldırılarının azalmasında önemli bir rol oynamıştır. Aslında Kürt sorunu ve Kürdistan ile ilişkilerin kilit noktasını PKK oluşturmaktaydı. Türkiye’nin PKK’yi bir güvenlik tehdidi olarak görmesi ve PKK’nin saldırılarında Kürdistan Bölgesini bir üs olarak kullanması, ilişkilerin gerginleşmesini tetikleyen önemli bir konu olmuştur. Bu bağlamda Kürdistan ile sağlıklı ilişkilerin geliştirilmesi için öncelikli olarak PKK’nin tasfiye edilmesine ağırlık verilmiştir. Bu konuda dikkate değer gelişme 2006 yılında Başbakan Erdoğan’ın ABD’ye yaptığı ziyaret olmuştur. Bu ziyaretten sonra Ankara’nın Kürdistan politikasında ciddi bir değişim yaşanmış ve günümüze kadar olan ilişkilerin belirlenmesine bir dönüm noktası olmuştur.