Lütfen bekleyin..
İran ve Irak ilişkilerinin önemli faktörlerden biri de Kuzey Irak’ta bulunan ve giderek güçlenen Kürt nüfusu olmuştur. İran, zamanla kendi ülkesinde bulunan Kürtlerin de bağımız olma isteğinden endişe duymuş ve buna karşın Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik politikalar izlemiştir.
İran’ın Irak’a yönelik dış politikasının belirlenmesindeki en önemli faktör bu olmuş ve ilişkiler bunun üzerine şekillenmiştir. 1979 devriminden sonra ilişkiler farklı bir boyuta ulaşarak dış politikanın temeline güvenlik ve rejim ihracı tehdidi olmuştur. Irak’ta bulunan Şii grupları harekete geçirmek isteyen Humeyni, Irak’la ilişkilerin gerginleşmesine ve İran’a olan Batı desteğinin son bulmasına sebep olmuştur.
İran İslam Devriminin bölge ülkeleri üzerinde yaptığı en büyük etki, kurulan rejimin İran tarafından bölge ülkelerine ihraç edilme endişesi olmuştur. Saddam hem bu endişelerin verdiği korkuyla hem İran’ın içinde bulunduğu kargaşa durumundan yararlanmak için 1975 yılında yapılmış olan Cezayir Anlaşmasını yırtarak tek taraflı olarak iptal etmiştir. Ardından 1980 yılında Irak, İran’ın batı kesimini işgale başlamıştır. Askeri ve teknoloji kapasitesi yüksek olan ve bölgedeki Arap ülkelerinden de yardım alan Irak, İran’da kendisine karşı savaşmaya hazır Şii milliyetçilerin İslam devrimi çatışı altında toplandığını görünce ciddi bir yara almıştır. İran, Irak’ı sınırlarının dışına püskürtmeyi başarmış ancak bu sefer de Şiiler için kutsal bölgesi olan Kerbela ve Necef’e saldırmıştır. Ancak 1988 yılında ateşkesle savaşın sona ermesiyle birlikte yapılan anlaşmada bu konuya dair bir madde gündeme gelmemiştir.
Saddam yönetimi Huzistan’da yer alan zengin petrol kaynaklarını ele geçirmeyi ve Şattülarap üzerinde kontrolü sağlayarak bölge üzerinde denetimini arttırmak ve petrol akışına yön vermek istiyordu. Savaşta sık sık sınır sorunları gündeme gelmiş ve Şattülarap su sınırı üzerinden anlaşmazlık yaşanmıştır. Ancak girdiği savaş Irak ve İran ekonomisini yıpratmaktan öteye gidememiş ve özellikle Irak ciddi bir borç batağına saplanmıştır. Savaş boyunca ABD ve SSCB’nin desteğini alan Irak, İran’a karşı Batı tarafından dengeleyici bir güç olmuştur. Bu desteğin temel nedeni ise İran’ın aşırı Batı karşıtlığı söylemini dillendirmesi olmuştur. Neticede savaş sona erdiğinde Şii mezhebi ve Şii milliyetçiliği yükselişe geçmiş ve Humeyni iktidarı halk tarafından desteklenir bir hal almıştır. Dolayısıyla İran-Irak savaşının, İran üzerinde bütünleştirici bir etki yarattığı söylemek mümkündür.
1980 Savaşının bir diğer yansıması Irak’ın Kuveyt’e saldırması olmuştur. Çünkü savaş sona erdiğinde Irak diğer ülkelere karşı borçlanmıştı ve bu açığı gidermek için de Kuveyt’teki petrol bölgesi üzerinde kontrol sağlamak istiyordu. Bu amaçla Kuveyt’e saldıran Irak uluslararası toplumdan ve İran’da ciddi eleştiriler almış ve körfez güvenliğinin tehdit altında olduğu dile getirilmiştir. Bir yandan ABD Irak’ın bu saldırgan politikasıyla körfez petrol dengesi ve arzının tehlike düşmesinden endişe ediyor diğer yandan da bölge ülkeleri ve İran açık bir şekilde bunu kendisine karşı bir tehdit olarak algılıyordu. Nitekim bu dönemde İran resmi kanallar vasıtasıyla Kuveyt’in işgalini açık bir şekilde kınamış ve Kuveyt’ten çekilmesi yönünde tenkitte bulunmuştur. İran kanadında ABD’nin bu savaşla bölgeye müdahil olma endişe doğmuştur. Yoksa İran, Saddam yönetiminin zayıflamasını pragmatik bir bakış açısıyla kendi lehine bir olay olarak görmekteydi. Kuveyt’te başlayan işgalin Irak için bir diğer önemi ise Körfeze inme isteği olmuştur. Saddam yönetimi Kuveyt sınırına askerleri yığıncaya kadar İran’a Şattülarap nehri konusunda hiçbir taviz vermemiştir.
“15 Ağustos 1990’da Irak, Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin ve İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin BM Genel Sekreteri’ne vererek Irak’ın 1975 Cezayir Anlaşması’na yeniden uyacağını belirtmiştir. Bu çerçevede Irak, işgal altında tuttuğu İran topraklarından 17 Ağustos 1990’da çekilmeye başlamıştır.” | Devamı Yarın