Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (34)

28 Ekim 2014, 19:33 - Okunma: 2091

2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bağdat’a yaptığı iki günlük resmi ziyaretin ikinci gününde, Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani ile bir araya gelmesinden sonra , Türkiye’nin Kürdistan’ı tanıdığı gibi yorumlara neden olmuş ve Bağdat-Ankara ilişkilerini bozmuştur. Erbil’e dönen Neçirvan Barzani’den de aynı yorum gelmiş ve Gül’ün bu görüşmesini, Türkiye’nin, Kürdistan’ı tanıdığı anlamına geldiğini ifade etmiştir.  

Bu ziyaretle birlikte Türkiye ilk defa resmi bir ziyarette Kürdistan Bölgesi ile görüşme yapmıştır.  Bu ziyaretler Türkiye’nin, bölgede etkin olmak ve Irak petrollerini pazarlamada transit bir ülke olmak istediği yorumların yapılmasını sağlamıştır.  Ülkenin bütünlüğünden yana olan Bağdat yönetimi, Kürdistan Bölgesinin bu denli ikili ilişkilere girmesinden rahatsız olmuş bu sürecin Kürdistan’ın bağımsızlığına doğru gitmesinden endişe etmiştir. Türkiye’nin doğrudan Kürdistan ile diplomatik ve ticari (özellikle petrol) ilişkilere girmesi, Bağdat tarafından “Irak’ın bütünlüğü ilkesine aykırı” olarak yorumlanmıştır. Özellikle 2010’da Maliki’nin lideri olduğu “Kanun Devleti” koalisyonuna karşı Eski Başbakan ve Şii lider Eyad Allavi’nin lideri olduğu Sünni blok olan El-Irakiye listesinin Türkiye tarafından desteklenmesi Türkiye-Bağdat ilişkilerini iyiden iyiye gerginleştirmiştir.

Türkiye’nin iç politikada Kürtlerle ilgili attığı adımlarla demokratikleşme çabaları hız kazanmış ve bu açılımın bir doğal sonucu olarak da Kürdistan Bölgesi ile temaslarda bulunarak bölge ile sıcak ilişkiler kurmaya başlamıştır. Bu süreçte öncelikli olarak Türkiye’nin uzun yıllar boyunca bir tehdit olarak gördüğü PKK tasfiye edilmek istenmiştir. Bu sorunun çözüme kavuşturulması için yukarıda detaylı olarak belirttiğimiz gibi insan hak ve özgürlükleri alanında adımlar atılmıştır. İç hukuk siteminde yapılan bazı değişikliklerle Kürtler konusunda reformlar yapan Türkiye bir yandan dağa çıkmanın önünü kesmek istemiş bir yandan da dağdan inişi hızlandırmak için adımlar atmaya gayret etmiştir. Yine aynı şekilde PKK’nin bir üs olarak kullandığı Kürdistan Bölgesi ile yapılan görüşmeler neticesinde, bu bölgenin PKK ile mücadelede Türkiye’ye destek vermesi için girişimler devam etmiş ve bu diplomatik temaslar neticesinde kimi zaman Kürdistan istenilen adımları atmıştır. Ancak Kürdistan ile ilişkiler geliştirilirken, Bağdat yönetimi ile ilişkiler gerginleşmiş ve Bağdat yönetimi giderek İran’a yakın bir yönetim haline gelmiştir. Türkiye’nin, Irak’ta yaşadığı bu ikilem hem siyasi hem de ekonomik kaygıların bir yansıması olmuştur. Petrol ve Doğalgaz rezervleri bakımından zengin olan Irak’la ilişkilerde Türkiye’nin enerjiye duyduğu ihtiyaç öncelikli belirleyici faktör olmuştur. Kürdistan Bölgesinde enerji kaynaklarını çıkarılmasına yönelin birçok devletin burada girişimde bulunmasına Türkiye sessiz kalamazdı. Bunun için Kürdistan Bölgesi ile enerji alanında ve diğer ticari alanlarda işbirliği yapılması için adımlar atılmıştır. Bağdat yönetimi ise merkezi yönetimden izin alınmaksızın Kürdistan ile yapılan bu anlaşmaların Irak’ın bütünlüğüne ve egemenliğine zarar verdiğini ifade etmiştir. Bağdat yönetiminin bu kararlarında ise İran büyük bir etki olmuştur. İran, Irak’la petrol konusunda birlikte hareket etmek ve petrol arzında küresel alanda önemli bir aktör olmak istiyordu. Bunun da yolu petrollerin güvenli bir yolla Akdeniz’e açılmasından geçiyordu ki Suriye ve Irak, bu konuda İran için hayati bir önem taşıyordu.  

SONUÇ

Soğuk Savaş döneminde bölgeyi etkisi altına alan güvenlik ve tehdit algılamaları ile birlikte, ülkelerarası ekonomik ve siyasi işbirliği arka planda kalmıştır. Bölgede ekonomi alanında entegrasyonun gelişmesinin önündeki engeller, Sovyetlerin dağılması ile birlikte nispeten azalmış, ikili görüşmeler hız kazanarak ticari faaliyetlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ancak Irak, sahip olduğu stratejik önem ve enerji rezervleri ile küresel güçlerin bir mücadele sahası alanına dönüşmüş ve 2003 müdahalesine giden süreçle birlikte belirsizlikler ve siyasi kaoslar kendisini göstermeye başlamıştır. Savaşın etkilerinin giderek azalması, Irak’ta yeni Anayasanın hazırlanması ve seçimlerle ülkede siyasi atmosfer üzerindeki sis perdelerinin kalkması ile birlikte Irak, gerek uluslararası toplum gerekse de bölge ülkeleri ve Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi için adımlar atmıştır.

Türkiye’nin, güvenlik ve tehdit algılamaları ticari ilişkiler kurmaktan çekindiği Irak’a karşı izlenen politikalar, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için atılan adımlarla birlikte değişmeye başlamış ve 2005 sonrası dönemde iki ülke için farklı bir noktaya doğru evrilmiştir. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın, Diyarbakır’da düzenlediği mitingte yaptığı açıklamalar hem Doğu ve Güneydoğu Bölgesinin hem de IKBY için büyük bir değişimin yaşanmasına öncülük etmiştir. IKBY’nin sahip olduğu enerji rezervlerinin dünya pazarına pazarlanmasında Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç; Türkiye’nin de enerji ihtiyacını bu bölge üzerinden temin etme arayışları iki aktör arasında karşılıklı bağımlılık ilişkisini güçlendirmiş ve bunun altyapısının hazırlanması için siyasi işbirliği için adımlar atılmıştır.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3034 gün önce
3259 gün önce
3454 gün önce
3553 gün önce
3613 gün önce
3837 gün önce
3907 gün önce
3914 gün önce
3977 gün önce
4166 gün önce
4178 gün önce
4201 gün önce
4253 gün önce
4290 gün önce
4291 gün önce
4313 gün önce
4378 gün önce
4476 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=