Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (11)

24 Eylül 2014, 17:09 - Okunma: 2772

II. Körfez Savaşıyla birlikte Irak uluslararası toplum ve bölgedeki ülkeler tarafından Saddam yönetimi bir tehdit olarak görülmeye başlamış ve 2003 müdahalesine kadar giden bir süreç yaşanmıştır. Saddam’ın Kuveyt doğal kaynaklarından yararlanarak dış borçlarını ödeme ve önemli bir bölgesel güç olma projesi ABD müdahalesi sonuçlanmıştır. Bu şekilde Irak’ın gerek Arap Devletleri gerekse İsrail ile ilişkilerinde bölge dengelerini değiştirebilecek faaliyetlerde bulunma ihtimali, koalisyon güçleri tarafından dikkate alınmıştır.  

Körfez dengelerinin değişecek olma ihtimali ve bölge petrollerinin bir elde toplanma endişesi ile Irak’a karşı sert yaptırımlar uygulanmış ve bu yaptırım ile denetimler savaştan sonra da BM komisyonların denetimi altında sürdürülmüştür. Özellikle Saddam yönetiminin ülkedeki Şii ve Kürt gruplara saldırı ihtimaline karşı önlemler alınmıştır. İran-Irak savaşı sırasında yaşanan Halepçe katliamında binlerce sivilin öldürülmesi bu endişenin temel dayanağıydı. Burada göze çarpan bir diğer ayrıntı ise savaş boyunca Halepçe’de katledilen sivillerin Körfez Savaşından sonra aşırı bir biçimde kamuoyu tarafından gündeme getirilmesiydi.

Irak’ın İran’a saldırısına destek veren ABD, İran ve Irak arasında bir denge kurma yoluna gitmişken; Irak’ın Kuveyt’e saldırısından sonra dengenin Irak lehine değişmesi ve bölgedeki hayati çıkarlarının zarar görecek olmasıyla bu konuyu, sivil katliamlarını uluslararası kamuoyuna taşımıştır. Bu dönemden sonra ABD, artık Saddam yönetiminin güvenilmez olduğunu vurgulayarak mevcut yönetimin bölge barışına zarar verdiğini ifade ediyordu. Ayrıca uluslararası sistemden tecrit edilen Irak, ekonomik krize doğru sürüklenmiştir. Bu konuda özellikle Saddam yönetimine karşı muhalefeti güçlendirerek Kürt ve Şii grupların yönetime karşı direnişlerini destekleme yoluna gitmiştir.

ABD Başkanı, Irak ordusuna karşı isyan başlatmaları konusunda Kürt ve Şii gruplara çağrı yapmış ve destek sözü vermişti. Şiiler bölgede Irak ordu güçlerinin fazla olmasından dolayı harekete geçemezken, Kürt liderler Barzani ve Talabani, Kuveyt Krizi’ni kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayacaklarına dair Irak hükümetine güvence vermişlerdi. Tabii bu güvencenin arkasında 1988 yoluna da yaşananların bir daha yaşanabileceği tehdidi önemli bir yer tutuyordu”. 
    
Kuveyt saldırısının Kürtler üzerinde de ciddi etkileri olmuştur. Halepçe katliamı bu Kuveyt işgalinden sonra uluslararası kamuoyunda gündeme gelmiş ve Saddam’ın bu olayı tekrar etmemesi için bir dizi önlemler alınmıştır. Nisan 1991’de İngiltere ve ABD’nin girişimleri ve Kürtlerin korunması amacıyla uçuşa yasak bölgeler oluşturulmuştur. Ayrıca ülkede kimyasal silahların bulundurulduğu ve bunların halka karşı kullanılma tehdidinin ortadan kaldırılması amacıyla BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan bir takım komisyonlar Irak’ta denetim faaliyetlerine başlamıştır. Kurulan bu komisyonların en önemlileri UNSCOM ve UNMOVİC olmuştur. Ancak bu süreçte ABD, Irak’ın alınan kararlara riayet etmediği ve kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle Mart 2003’te Irak’ı işgale başlamıştır. İşgal sonrasında Irak-İran ilişkileri bambaşka bir evreye dönüşmüştür. 
    
2003 müdahalesi ile birlikte Irak’ta farklı güç odakları ortaya çıkmış ve Washington’un desteği ile Mesud Barzani ve Celal Talabani liderliğindeki Kürt gruplar buradaki varlıklarını güçlendirerek artık Bağdat yönetiminin kolay kolay müdahale edemeyeceği fiili bir Kürt devletinin temelleri atılmıştır.

ABD Kürtler üzerinden bölgede kontrol sağlama yoluna giderken İran bir yandan ülkesi için sürekli tehdit olarak gördüğü Saddam tehdidinden kurtulmuş ve Bağdat’ta kendisine müttefik olacak bir Şii yönetim kazanmıştır. Bundan sonraki dönemde gündeme gelen Bağdat-Tahran ilişkisi bölge dengelerini kökten değiştirecek nitelikte olmuştur. Özellikle 2005 seçimleriyle beraber ülkede Şiilerin yönetime gelmesiyle beraber İran bölgede jeopolitik konumu arttırmıştır. Bir yandan Irak’la yakınlaşan İran, diğer yandan da Türkiye ile diplomatik ve ticari ilişkilerini geliştirmiş ve bu ittifak sonucunda petrol konusunda söz sahibi olan bir ülke olmuştur. Giderek artan Suriye-Irak-İran ittifakı, ABD’nin müdahale sonrasında kurmak istediği tablo açısından da ciddi risk doğurmuştur. Başlattığı nükleer program çalışmaları nedeniyle Batı tarafında tecrit politikasına maruz kalan İran, Türkiye ile yakınlaşarak bu politikanın etki dalgasını kırmak için adımlar atmıştır. Bunun ilk ayağı olarak İran, PKK konusunda Türkiye ile aynı çizgide yer almış ve hem PKK’ye karşı hem de PJAK’a karşı operasyon girişiminde bulunarak stratejik işbirliğini arttırmıştır. İran ülkesinde faaliyet gösteren PJAK’ı, ABD tarafından desteklenen bir örgüt olarak tanımlamış ve sınırlarında faaliyet gösteren PJAK’ın bulunduğu köylerin boşaltılması için uyarılarda bulunmuştur.  Bu uyarılar sonrasında İran, PJAK’a saldırarak ciddi kayıplar vermesine neden olmuştur. | Devamı Yarın

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3034 gün önce
3259 gün önce
3454 gün önce
3553 gün önce
3613 gün önce
3837 gün önce
3907 gün önce
3914 gün önce
3977 gün önce
4166 gün önce
4178 gün önce
4201 gün önce
4253 gün önce
4290 gün önce
4291 gün önce
4313 gün önce
4378 gün önce
4476 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=