Lütfen bekleyin..

Ferit TUNÇ

“Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi İlişkileri” (2000-2010) - (14)

28 Eylül 2014, 18:59 - Okunma: 3053

Kurulduğu günden bugüne ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük müttefiki olan İsrail’in dış politikasının temel belirleyicisi “tehdit algılaması” olmuştur.

Etrafı Arap ülkeleri ile çevrili olan İsrail, muhtemel bir Arap ittifakının önüne geçmek için dış politikada realist bir yaklaşım sergilemiş ve saldırgan bir politika izlemiştir. Irak’ın, Suriye ile birleşmesini engellemek, Irak ve İran’ı birbirine karşı dengeleyici bir güç olarak kullanmak istemiş ve bu hedeflerin uygulanması için de ABD ile ittifak halinde olmayı tercih etmiştir. Ayrıca Irak’ın içinde bulunan farklı etnik grupları da birbirine karşı kullanmaktan geri durmamış, nitekim 1948 ve sonrasında Araplardan yana olan Irak’a karşı Kürtleri desteklemekten geri durmamıştır. İran-Irak ilişkilerinin gergin olması İsrail’in Kürtler üzerindeki kontrolünü kolaylaştırmaktaydı.

1973 yılında patlak veren Arap-İsrail Savaşından Irak Ordusu SSCB’den aldığı silahlarla Kuzeye doğru operasyon başlattı. Irak’ın SSCB’den yardım almasıyla birlikte, ABD ve İsrail Irak’ta Kürtlere destek verdi. Nitekim bu desteği Irak Ordusu tespit etti ve ABD’li yetkililere de bunu iletti.  

Irak bir yandan Kürtlerin Filistin ve ABD tarafından silahlandırılması ile içte mücadele ederken aynı sorunu İran üzerinden yaşıyordu. Dolayısıyla iki cephede savaşmak Irak için yıpratıcı bir etki yaratmış ve İran’ın, Kürtleri bir koz olarak kullanmasına son vermesi için bazı tavizler vererek İran’la anlaşma yoluna gitmiştir.

1975 yılında iki ülke arasında Cezayir Anlaşması imzalanmış ve Irak bu anlaşma ile Şattülarap’ın doğu yakasını İran’a bırakmış, bunun karşılığında da İran’dan Kürtlere verdiği desteği kesme sözü almıştır.

Bu durumda ise dengeler İsrail aleyhine değişmiş. Daha önce de değinildiği gibi İsrail sürekli komşu Arap ülkelerinin birbirleriyle çatışmasını istemiş ve muhtemel bir Arap birleşmesinden çekinmiştir. Neticede Cezayir Anlaşması ile İsrail’in Kuzey Irak’ta bulunan Kürtlerle bağı kesilmiş ve İran’da 1979’da İslam devrimin olması ile birlikte İsrail-İran ittifakı da son bulmuştur. 1980 yılında başlayan İran-Irak Savaşının bölge dengelerini değiştirme ve İsrail güvenliğini tehdit etme endişesiyle bölgeye İsrail’in müttefiki olan ABD de müdahil olmuştur.

Bu savaşlar ve bölgedeki iç karışıklıkları Irak’ta bulunan Kürt grupların örgütlenmesine fırsat doğmuş ve Iraklı Kürtler Mesud Barzani önderliğinde Kürdistan Demokrat Partisi, Celal Talabani liderliğinde de Kürdistan Yurtseverler Partisi etrafında örgütlenmişlerdir. 

İran-Irak Savaşında iki tarafın da güç kaybetmesini ve ikisini birbirine karşı bir dengeleyici bir güç olarak gören ABD, Saddam’ın Kuveyt’e saldırması ile birlikte yeniden fiilen müdahil olmuştur. Irak’ın bölgedeki saldırgan politikasını İsrail, bölgedeki güvenliği açısından tedirginlikle karşılamıştır.

1980 yılında İran’la başlayan ve Kuveyt’le devam eden bu saldırıların diğer bölge ülkelerine de yansıması ihtimali hem İsrail hem de bölge için ciddi bir endişe kaynağı olduğu gibi bu durum uluslararası toplum açısından da endişe uyandırmaktaydı. Dünya petrol arzının önemli bir merkezi olan bu bölgede savaşların petrol sevkiyatını engelleme olasılığı küresel çapta ekonomik-politik sorunların oluşmasına neden olabilirdi. Nitekim bu durumun engellenmesi ve Irak’ın kontrol altına alınması için ABD müttefikleriyle beraber Irak’a saldırmıştır.  

Kurulduğu günden bu yana Filistin topraklarını işgal eden İsrail, Saddam’ın Filistin’e olan desteğini kırmak için bölge ilişkilerinde zayıf ve ABD’nin kontrolünde olan bir Irak arzulamıştır. Irak’ın güçlenmesi hem Filistin sorununda İsrail’in aleyhine bir gelişme olur hem de muhtemel bir Suriye-Irak ittifakı kurulabilirdi ki bu da Basra Körfezinin dengelerini değiştirmiş olacak ve İsrail için güvenlik riski doğurmuş olacaktı. Saddam yönetiminde olan Baas rejimi sürekli Yahudileri hedef almakta ve İsrail devletinin yıkılması gerektiğini savunmaktaydı.  

Etrafı Arap ülkeleriyle çevrilmiş olan İsrail, zaman zaman Irak içindeki Kürt nüfusu destekleyerek müttefik arama yoluna gitmiştir. Nitekim 1980 Savaşı ve 1991 Körfez Savaşı ile birlikle Irak içindeki muhalifler ABD tarafından Saddam’a karşı destekleniyor ve ülkede giderek bir Kürt hareketi oluşmaya başlıyordu.

Irak’ın Kuveyt’e saldırması ile birlikte oluşturulan uçuşa yasak bölge Kuzeyde yaşayan Kürtler için büyük bir fırsat doğurmuş ve federe bir devletin temellini oluşturacak bir gelişme olmuştur.  

Saddam yönetimi bu baskılar karşısında İsrail’e karşı Filistin’i destekleyerek Arap ülkelerinden müttefik arama yoluna gitmiş olsa da bu konuda başarı sağlayamamış ve izlediği bu politika ile Filistin’i de uluslararası alanda zorda bırakmıştır. 1991 Körfez Savaşı ile birlikte İsrail’de meydana gelen bir diğer önemli gelişme de ülkeye gelen Yahudi göçüdür. Bu göçler İsrail’in sosyal ve ekonomik yapısını değiştirmiştir.

Savaş ortamı ve Saddam yönetiminin ülkeyi girdiği borç batağından kurtarmak için Kuveyt’e saldırması İsrail tarafından beklenmedik bir gelişme olarak algılanmış ve ciddi bir güvenlik riski doğmuştur.  Irak’ın İsrail’e füze saldırısında bulunması ve FKÖ’nün Irak’ı desteklemesi İsrail’in sert tepkisine neden olmuştur. Ancak İsrail’in Irak saldırısına cevap vermemesi Uluslararası alanda kendisine olan sempati ve desteğin artmasıyla sonuçlanmıştır. 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
3034 gün önce
3259 gün önce
3454 gün önce
3553 gün önce
3613 gün önce
3837 gün önce
3907 gün önce
3914 gün önce
3977 gün önce
4166 gün önce
4178 gün önce
4201 gün önce
4253 gün önce
4290 gün önce
4291 gün önce
4313 gün önce
4378 gün önce
4476 gün önce




bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=